Suriye – Ürdün – Mısır_2007

 Suriye – Ürdün – Mısır  2007

1. GÜN:
3 ülkede, iki kıtada 14 gün süren 5500 km’lik turumuz  kazasız sona erdi. Her bir ülke için iki kara sınır kapısı geçtik yani 3 ülke için 6 kez giriş tabiî ki 6 kez de çıkış yaptık. İki haftalık bir tur için zamanın büyük bir bölümünü sınır geçişlerinde harcamak görülmesi gereken birkaç noktanın pas geçilmesini gündeme getiriyor. Hele bu ülkeler Mısır gibi olursa geziniz iki kapı arasındaki tampon bölgede geçebilir. Yakıt, yeme içme ve otel ücretleri ne kadar ucuz olursa olsun sınır geçişlerinde aradaki farkı gümrük vergisi olarak en başta tahsil ediyorlar zaten.

Tüm gezi boyunca tuttuğum masraf kalemlerini yazı sonunda bulabileceksiniz.

Her zamanki gibi bir gece önce heyecandan uykusuzluk ve ertesi gün yapılması gereken uzun bir rota. Bu herkes için aynı değil elbette ekimizdeki Zeki arkadaşımız Honda XL 200’ün avantajlarını ilk fırsatta kullanıp Zonguldak’tan Osmaniye ye kadar motoru otobüse yüklüyor. Dönüş içinde aynı plan geçerli.
  
Gürkan ile beraber TR sınırlarında yol yapmak durumunda kalıyoruz ve sabah yağmur beklentisi ile biraz geç yola çıkıyoruz. Bizi uğurlamaya Kdz. Ereğlili motorcu dostlarımızdan Ahmet ağabeyimiz geliyor ve Düzce Dadaşlar Yamaha bayiine kadar bize eşlik ediyor. Ankara otobanı cankurtaran mevkiinde parmaklarımız donmaya başlıyor etrafta hala kar var.  
 
Aksaray’dan sonra Hasan dağının karlı tepelerinin fotoğrafını almak için mola veriyoruz.
Ben her zamanki gibi ağırlığımı sol ayağıma vererek motordan inmeye çalışırken birden kendimi motorun altında buluyorum. İşte ilk küçük aksilik daha havadayken yan ayağın kırıldığını doğru tahmin  ediyorum. Gürkan’a seslenip beraber motoru kaldırıyoruz. Motor sadece 160 kg üzerinde de çok fazla yük olmamasına rağmen bu tür durumlarda motoru olduğundan çok fazla daha ağır hissediyorsunuz. Ayak kaynaktan değil boru malzemesinin daha önceki bir yırtığından koptuğu belli oluyor fakat boru malzemesinin bu kadar ince olabileceğini hiç tahmin etmiyordum. Artık ilk yapmamız gereken bir kaynakçı bulmak. Bu durumun TR sınırları içerisinde ve gündüz erken saatlerde olması sevindiriyor bizi. Ayak kırıkken motoru terk etmek baya güç bir şey. Böyle bir durumda orta ayakların avantajını anlatmaya gerek yok. Aynı sıkıntı lastik patladığında motoru sabitlemek içinde geçerli. 
 
Çok fazla sıkıntı yaşamadan motorcu bir kaynak ustası buluyoruz ve ayağı gösteriyoruz. Bu tür konularda çok titiz olduğumdan normalde işi yapan ustanın kafasını şişirir işine karışırım ama bu sefer usta daha kırık ayağı incelerken kendini ispat ettiği için tüm olayı kendine bıraktım ve çok sağlam bir ayağa sahip oldum. Ama sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş bende o andan sonra tur boyunda motora ayak üzerine çıkarak değil hoplayarak bindim. Bana bu durum en az 1 kg kaybettirmiştir.

Hava kararmak üzereyken Torosların karla kaplı manzarası ile geçiyoruz ve soğuğu bir kez daha sıkı bir şekilde hissediyoruz. Adana’ya geldiğimizde hava iyice kararmış olmasına rağmen 3-4 derece ısındığını fark ediyoruz. Zekinin sabah 10:00 dan önce Cilvegözü sınır kapısında  olamayacağını düşünerek Adana’da konaklamaya karar veriyoruz.  Otel öncesi kebap ziyafeti veriyoruz ve otogar civarında kesinlikle tavsiye etmeyeceğim bir otelde 4 duvarı olan bir oda tutmak zorunda kalıyoruz. Bunu odadaki pencereyi açtığımızda karşımızda klima ve koca bir duvar görünce fark ediyoruz ama çok geç.
 
 
2. GÜN:
 
Adana merkezden direkt otobana giriyoruz ilk durağımız bize lojistik destek sağlayacak olan İskenderunlu motorize dostumuz Yücel (XT600).

Yücel bizi İskenderun Payas otoban çıkışında kışlık eşyalarımızı almak üzere karşılıyor. Tüm kışlıklarımızı ve yağmurluklarımızı  verip ayaküstü sohbet ve Yücel’in iyi dilekleri ile yola devam ediyoruz. Kışlıkları verdiğimize sadece birkaç saat sonra ve Kızıl Deniz Kıyılarına kadar sürecek pişmanlığımızı nereden bilebilirdik. Bazen ihtiyacınız olması ihtimali çok yüksek olan bir malzemeyi yanınızda günlerce taşırsınız, yanınıza almadığınız bir anda ihtiyacınız olur. 
 
Reyhanlıya doğru giderken yolda uçakla ilaçlama yapan bir sivil pilot la tanışıyoruz. Dönüşte gezi uçağıyla uçma sözü alıyoruz.
 
Zeki çoktan sınırın TR kısmındaki işlerini bitirip ara bölgeye geçmiş bile. Motorunun küçük olması yanı sıra sadece bir çanta ile yola çıkmış olması turun bir yerinde buraya kadar deyip otobüsle geri dönmesi ihtimalini arttırıyor.

 
Sınır geçişinin Pazar olduğunu unutup dolar teminini yola bırakmıştık ve sınırda bulamama kaygısıyla 1000 Dolar Belen’de bir fırıncıdan 1,420 den satın almak zorunda kaldım. Sınırda elde satanlar ise 1,400 liradan bozuyorlardı. Kısacası siz yinede Dolar’ı bulunduğunuz şehirden temin edip yola çıkın ve bir sürüde 1, 2 ve 5 Dolar banknotlar alın yanınıza çünkü rüşvet verirken çok faydalı oluyor. Yola çıkarken yanınıza sadece Dolar almanız yeterli diğer tüm ülkenin paralarını sınır geçişlerinde yada otellerde çok rahatlıkla temin edebiliyorsunuz.  1 Dolar 50 Suriye Paund’u, 0,7 Ürdün Dinarı ve 5,7 Mısır Paund’u ediyor. Giriş harcı hala 70 YTL Nisan ayı başından itibaren yeni fiyat uygulanacakmış (15 YTL). Bu arada TR Cilvegözü sınır geçiş inşaatı bitmemiş çamurlar içinde TR kısmını hallediyoruz.
 
 
Suriye gümrüğüne geldiğimizde birkaç Türk tırcı sayesinde ne kadar rüşvet verilmesi gerektiğini öğreniyoruz. İşler ağır ilerliyor. Ülke girişlerinde Motor için sigorta yaptırmak zorundasınız ve bu Suriye için minimum 1 aylık oluyor. Bu dönüşte tekrar sigorta yaptırmayacağımız anlamına geliyor. Pasaportumuzda daha ilk geçişte damga basılmadık yer kalmadı.
 
İşlemler tamamlandıktan sonra marşa başar basmaz bizi sağnak yağmur karşılıyor ve daha 2-3 saat önceden 1000 km taşıdığım  yağmurluklarımı bırakmanın cezasını 10-15 km sürekli ıslanmakla ödüyorum. Suriye sınır kapısı girişinden sonra 3-4 benzin istasyonu var ilki çok eski ve sayacı dahi çalışmıyor. Tavsiyem sonraki  benzinliklerden almanız. İlk güneşle buluştuğumuz noktada hem yemek hem de eşyaları kurutma molası veriyoruz.
 
Daha ilk günden tur planından sapıp Şam yerine Hama’da geceliyoruz. Daha önce burada
Kalmış olan bir arkadaşın otel koordinatlarının olması oteli kolaylıkla bulmamızı sağlıyor. Tavsiyem tur öncesi mümkünse bu tür GPS datalarını alıp öyle yola çıkmak. Benzer bir tur yapacak olan arkadaşlara www.turafrika.com  u ziyaret etmelerini öneririm.
 
Otel gecelik kişi başı fiyatı 6 dolar. Benzin sudan ucuz yemek derseniz 3-4 dolara karnınızı doyurabiliyorsunuz daha ne olsun.

 3. GÜN:

Hama’da falafal (bir tür yağda kızartılmış yiyecek) ile yaptığımız kahvaltı sonrası yola çıkıyoruz. Amacımız Suriye’yi transit geçmek dönüşte vakit ayırmak olduğundan çok fazla oyalanmıyoruz. Suriye de benzinin kalitesi düştüğünden depolarımız rezerve çok erken düşüyor. Dikkat edin en az 50 km kendinizi normale göre garantiye alın. Ve beklenen sonuç Zeki’nin iki avuç benzin alan deposu yolda bitiyor. Otobanın ortasında kalıyoruz. Benzinliklerin her biri arasında 50 km gibi mesafeler var ve benzinlikleri kaçırma olasılığınız çok yüksek çünkü hepsi en az 50 metre yoldan içerde ve 1 yada 2 pompası var ve hiç benzinliğe benzetemiyorsunuz virane yerler. Sonuç aslında bize saatler kaybettirebilecek ve bir o kadarda sinir bozukluğu ve zahmet yaşatacak kadar kötü olabilirdi ama Zeki arkadaşımız çok zeki çünkü bu tür organizasyonlara hep yaşadığı eksiklikler ve vurdumduymazlığından dolayı Ahmet gibi bir Cevat kelle ile çıkmayı tercih ediyor. Kaç kişi vardır ki bu tarz bir geziye sadece 1 gün önce evraklarını tamamlayıp akşamda çantasını hazırlayan……İşte Zeki karşınızda……

Sonuç tabi ki günlerce bu tür sorunların yaşanması ihtimali için yanımda taşıdığım 10 metrelik hortum ile sadece dinlenme molası süresince hallediliyor. Bu daha sonra Ürdün’de bir kez daha başımıza geliyor tabi.

 
 
 
Bu arada hava hala soğuk yolda durup kat kat giyinmeye devam ediyoruz. Bir türlü ısınamadık. Öğlen Şam’ın merkezine girip yemek molası için tamda esnaf Mehmet’in dükkanın önüne duruyoruz. Mehmet’in babası yerleşmiş daha önce ve ailesini yanına almış. Mehmet bize yeme içme konusunda yardımcı oluyor. Sıkı bir öğle yemeği yiyoruz Şam’da.

 
Yine bizim Zeki yanına baf almadığından Hamidiye çarşısında boyunluğa benzer bir şeyler bulmaya çalışıyoruz. Bende iki tane boyunluk var biri WindStopper diğeri normal ama Zeki’ye vermiyorum tabi…..Sonunda zeki bir adet bayan streç pantolonunun baldır kısmından boyunluk yapmaya karar veriyor ve satın alıyoruz kesip biçiyoruz ve tur boyunca onu kullanıyor. Sizin başınıza gelirse XXL bulun diğerleri boyundan çok sıkıyor.:)))
 
 
 
Ürdün sınırına geliyoruz ve Suriye’yi geçmek için bir miktar rüşvet kaptırıyoruz yine…Sınırlarda makbuzu olmayan hiçbir şey için para ödemeyin aptala yatın biraz zaman kaybı olur ama daha az rüşvet verirsiniz. Ürdün dışında diğer ülkelerde maalesef böyle.
 
Ürdün’e giriş için kapıya geldiğimizde ise çok şaşırdık her şey gayet düzenli ve hızlıydı. Sigorta, gümrük vergisi ve vize çok kısa sürede yapıldı ve ülkeye giriş yaptık. Ürdün vizesi kapıda daha ucuz TR den almanıza gerek yok. (Yapılan tüm masraf kalemlerini liste olarak hazırlayınca paylaşacağım.)
Hava karardığından kapıya yakın olan Amman’da gecelemeye karar veriyoruz.
  
4. GÜN:
 Amman’a gece girdiğimiz rotadan şehrin gezilmeye değer olabileceğini düşündüğümüzden sabah şehri tanımaya karar veriyoruz. Şehrin merkezini sorarak bulduğumuzda ise hayal kırıklığına uğruyoruz. Gece gördüğümüz birkaç görkemli camiinin de etkisiyle başkenti daha farklı bir manzarada olduğunu hayal etmiştik. Çıktık bir kere gezelim diyoruz ama zaten Ürdün dağların tepelerin vadilerin üzerine kurulu bir ülke.
 
Amman da bunun merkezinde sanırım, çünkü neredeyse düz bir noktası yok gibi. Gürkan kendi motoru iri ve ağır olduğundan bırakıp benim artçım olarak gezmeye karar verdi, benim motor 165 kg, ben 85 kg, Gürkan 100 kg.  Toplam 350 kg oluyor ve bu sefer ben Amanın dik yokuşlarında bu kiloyla hareket etmeye çalışıyorum pekte uygun bir çözüm olmadığını,  Zeki yolu kaybedip de Amman tepelerinde aynı noktadan abartmıyorum 5 kez  geçtiğimizde çok net anlıyorum. Motorize bir polisten yardım bile alıyoruz, sağolsun escortluk yapıyor bize ama bi faydası yok tabi yine kayıplardayız. Sonuç kesinlikle Amman içine girmeyin çıkamazsınız. Bütün bir öğleden önce motor kullandım aynı eforla kızıl denize inerdim.

 
Otele dönüp bir an önce hazırlanıp yola çıkmak istiyoruz ama Zeki tuvalet ihtiyacı sürecini ortalama olarak 45 dk gibi bir zaman diliminde gerçekleştirebildiği için programdan yine bir miktar sapma oluyor. Bu durumu daha önceki bir çok aktivitede yaşadığım için gayet normal geliyor ama planda bunu hesap etmememden dolayı hatayı kendimde buluyorum. Bahsetmeden edemeyeceğim beraber takım olarak katıldığımız bir dağ aşma yarışmasında ikinci gün son etapta Zeki’nin yine rahatlama ihtiyacından dolayı 2 dk farkla 3. olmuştuk.
Bunun yanında yine karmaşık yollar nedeniyle Amman merkezinden çıkmak ne mümkün yine zaman ve efor kaybı.
 
Bu arada hava hala soğuk. Bu gün Lut gölüne girmeyi planlıyoruz ama bu soğukta pek mümkün olmayacağı görülüyor. Tabi Lut Gölünün -400 metrede olduğunu unutuyoruz. Lut Gölüne inerken hava sıcaklığı çok kısa mesafede hissedilir derecede artıyor ve Lut’a ulaştığımızda güneş yakmaya başlıyor. Mayolarımızı giyip yanımızda getirdiğimiz gözlük ve snorkelleride alıp turstik plajların birinde Göle Giriyoruz. Plaja giriş için 5 JD ödedik. Öyle kıyı boyu gidip nerde olsa girerim demek pek mümkün değil çünkü duş alma ihtiyacı duyuyorsunuz. Önce çamur banyosu sonra tuz banyosu tüm yolun kirini bırakıyoruz Lut’a. Gözlüksüz yüzmek mümkün değil tuz oranı çok yüksek. Dalmak ta mümkün değil tabi ben birkaç kere 1-2 metrelik bir derinliğe dalmak istedim ama sadece kafamı suyun altında tutabildim.
 
Karşı kıyıdaki Filistin’e en yakın olduğumuz nokta burası.
 
 
 
Aynı plajda 8 JD ye açık büfe kahvaltı alıyoruz ve gayet memnun kalıyoruz hizmetten. Toparlanıp yola çıkıyoruz Lut Gölü sınır bölgesinde olduğundan birkaç kontrol noktasından geçiyoruz.
 

Hava karardığında ise Lut Gölü’nden ayrılıp Karak’a doğru sapıyoruz ve yine tırmanıyoruz tırmandıkça da donuyoruz. Karak girişindeki benzinliğe 300 metre kala Zekinin benzini ikince kez bitiyor.  Ürdün’de benzin çok kaliteli motorlardaki farkı çok net hissediyorsunuz.
 
Karakta birkaç otel var ama en kalitelisi Karak kalesi içinde olan otel sıkı bir pazarlıkla diğerleri ile neredeyse aynı fiyata kalabiliyorsunuz. O ana kadar kaldığımız en temiz otel di burası. Kalenin içerisinde olduğundan tepe bir noktada ve manzarası mükemmeldi.
 
Gece dışarı çıkıp Karak’ta yenebilecek değişik ne varsa tatlı tuzlu tatmaya başlıyoruz. Yıllar önce TR’den göç etmiş neredeyse hiç konuşamayacak derecede Türkçe’yi unutmuş orta yaşlı biriyle tanışıyoruz.  Saatlerce sohbet ediyoruz çok dolu ve Arapları hiç sevmiyor belli ki TR’yi çok özlemiş bizi bırakmak istemiyor.
 
5. GÜN:
 Tura başladığımızdan beri ilk kez sabah erken kalkıyoruz. Bir gece önce turdaki aksamalardan planın gerisinde kaldığımızdan bahsettiğimde Gürkan ve Zeki büyük bir çaba göstererek sabah erken kalkacaklarına ve kalkmakla kalmayıp hazırlanırken de kendilerini zorlayacaklarına söz verdiler. Sabah erken kalkılacak saat 06:00 hazırlanma süresi 30 dk. (İran turumuzda sabah 03:00 da yola çıktığımız günleri düşününce organizasyonların kesinlikle kişilere göre yapılması gerektiğine inancım artmaya başladı). Bu durumu Zeki ve Gürkan çok zorlanarak yapacaklarını ama gerekirse başarabileceklerini söylediler ve ben bu istekli davranışları ve kendilerini bu uğurda feda etmeleri konusunda gözlerim yaşardı. Çünkü onlar tatile gelmişlerdi öyle sürekli motor üzerinde kıçları acıyordu sabahları güzellik uykularını alamıyorlardı. Böyle bir tur ağır gelmişti arkadaşlara bende hatalıydım onları fazla zorluyordum.
 
Sonuç; sabah oldu motor ve ben hazırız….Zeki ve Gürkan homurdanarak (bana kızgın oldukları belli) hazırlanıyorlar bende bu arada fırsattan istifade kaleyi dolaşıp fotoğraf alıyorum. 30 dk rötarla tekerlek dönüyor. Ama arkadaşların çabasını taktir etmek istiyorum en azından denediler.
 
Sabah yine yüksek rakımlarda yoğun bir siste yola devam ediyoruz. Yolda kahvaltımızı yapmak için duruyoruz ama yine karşımıza falafal çıkıyor. Açlığımızı biraz onunla bastırıyoruz ama yumurta ve domates temin edip tarifle yaptırabildiğimiz kadarıyla menemen yaptırıyoruz lokantanın birine.
 
Çok nefis virajlı ve harika manzaralı yollardan geçiyoruz. Sürekli Bolu dağını iner gibi hissediyorum kendimi.
 
Ve sonunda uzaktan Petra’nın bulunduğu kayalık ve  Wadi Musa görünüyor.
 
Yolda üşüdüğümüzden motor kıyafetleri ile gezmeye karar veriyoruz ama pişman oluyoruz. Zeki yolun yarısında soyunup içlikleri ile dolaşıyor. Turisttir ne yapsa yeridir mantığıyla rahat davranıyor. Yerel halk pek dikkat etmiyor bu duruma TR de olsa balkona bile çıkamaz o kıyafetle aslında. Bu arada giriş ücreti 21 JD hazırlıklı olun.
 M.Ö. 6 yy da göçebe olarak gelen Nebateanlar tarafından kullanılmıştır. Bu bölgeden geçen kervanlardan önce yağma dahasonra verdilerle zenginleşmişlerdir. Petra Nebatan kırallığı’nın M.S 106 yılında zayıflaması ile  Romalı’ların eline geçiyor.
 
 
7. yüzyılda Müslüman döneminde Petra kendi halinde bir yaşam sürüyor. 19. yüzyılda Petra yeniden keşfediliyor bu tarihe kadar geçen sürede varlığını tek bilenler Bedeviler.
Petra Kaya demek ve her tarafta kayalık zaten. 2 metreye kadar daralan kayaların arasında geçerek Petraya ulaşıyorsunuz.
 
Petraya giden geçidin girişi, M.S.50 yılında Nabateanlar tarafından yapılmış daha sonra 1963 yılında inşa edilmiş bir baraj ve köprüyle başlıyor. Barajın yapılma amacı, Wadi Musa nehrinin suyunun As-Siq’e akmasını önlemek. Geçidin içerisinde her iki tarafta kayalara oyulmuş su kanlları var, bu kanallar bazı bölgelerde tamamen kaybolmuş bazı bölgelerde ise çok net fark ediliyor. Bu kanallar Petra’ya su sağlamak için oyulmuş baraj ise Petrayı su basmasından önlemek için.
 
Şehir Nabatean Kralı III.Aretas ‘a mezar olarak yapılan Al-Khazneh ile başlıyor.
 
 
Petra’ya kesinlikle bir tam gün ayrılmalı. Rahat kıyafetlerle ve rehber bir kitap ile dolaşılmalı. Petra’ya çok yakın yerleşim yerinde çok sayıda otel var ve turistik açıdan gelişmiş bir bölge.
 
Aslında Petra için söylenecek çok şey var ama bu bilgileri nasıl olsa internetten birkaç dakikada ulaşabilirsiniz ben daha çok fotograf koymayı tercih ediyorum. Bizim rehberimiz Lonely Planet ti.
 
Petra’yı tün görkemiyle geride bırakıp Wadi Ram’a doğru yola çıkıyoruz.
 
Yolda inanılmaz vadi manzaraları nedeniyle hızımızı düşürüyoruz ama yetmiyor tadına varabilmek için birkaç kez durup fotoğraf alıyoruz.
 
 
Ve Wadi Ram. Ürdün tamamen çöl ve vadilerden oluşan bir ülke bunların en güzeli ise Wadi ram. Burası koruma altında ve öyle elini kolunu sallayarak her yerden giremiyorsun. İlk tabela sizi girişe yönlendiriyor zaten.
Akşam Wadi Ram’da kalmayı planlamıştık fakat Zeki ve Gürkan arkadaşımız rahatı ve konforu tercih ettiklerinden Aqaba’ya inip otelde kalmayı tercih ediyorlar. İkiye bir oyla kaybediyorum ve yola çıkıyoruz.
 
 
Yolda Hicaz demir yoluna selam vermeden geçmiyoruz.
 
 
Hava kararmasıyla Aqaba’ya varıyoruz. Ana cadde üzerinde bir sürü otel var. Odaları görüp biraz pazarlıkla iyi bir gece geçirebilirsiniz.
 
 
6. GÜN:
 
Akşam Ali Baba lokantasındaki ziyafetten (yemekler harika ama biraz pahalı) sonra Zeki ve Gürkan güzellik uykularından kalkmak istemiyorlar. Feribot 13:00 da ve akşam 16:00 da olduğundan öğleden önceki zamanı değerlendirmek için tek başıma çantasız Akabe’yi keşfe başlıyorum.
 
İlk hedefim Kızıldeniz’di. Gece kızıldenizi otelin balkonundan seyretmiştik.
 
 
İkinci hedefim Akabe kalesiydi. Hikayesine gelince “Abdülhamîd Han, Hicaz demiryolunu yaptirirken, emniyeti bakimindan yolun denizle temas eden noktasini kontrol altinda tutmak için Akabe kalesine Rüsdî Pasa komutasinda iki tabur asker gönderdi (15 Subat 1906). Hindistan yolunu ve oradaki sömürgelerini emniyet altina almak için 1882 yilinda Misiri isgal eden ingilizler ise, Akabe kalesinin Osmanli kontrolünde olmasini protesto ederek, harp tehdîdine bas vurup bosalttirmak istediler. Hatta ültimatomun pesinden Akabe körfezine bir de savas gemisi gönderdiler. ingiltere, verdigi ültimatomda, on gün içinde Sina yarimadasinin bosaltilmasini istiyordu. Abdülhamîd Han ise, bu ültimatoma karsi ingiltere’nin Misir üzerinde bir hakki bulunmadigini, isgalinin kanunsuz oldugunu belirterek, yeni sinirin sadece Türk ve Misir subaylarindan meydana gelen bir komisyon tarafindan tesbit edilebilecegini bildirdi. Abdülhamîd Han’in bu cesurane hareketi, islam aleminde büyük te’sir uyandirdi. ingilizler de halîfe-i müslimînin üzerine daha fazla varmayi menfeatlerine ters buldular. Neticede Misir ve Osmanli subaylarindan kurulan komisyon sekiz maddelik bir protokol tesbit etti. Buna göre, sinir. Akabe körfezinin batisindaki Tabe’den baslayip Akdeniz sahilindeki el-Aris’e kadar uzaniyordu. Böylece Akabe, Osmanli Devleti’ne kaldi. Sultan ikinci Abdülhamîd Han’in üstün siyaseti karsisinda, ingilizlerin islam memleketlerinde sürdürmek istedikleri emperyalizm, Akabe Mes’elesinde basariya ulasamadi. Ancak Ingilizlerin faaliyetleri ile asrin en siyasi padisahi iç ve dis düsmanlarinin her türlü hücümlarina maruz kaldi ve tahttan indirildi. 

Abdülhamîd Han’in is basindan uzaklastirilmasi ile Osmanli Devleti’nin basina geçen idareciler, memleketi hizla parçalanmaya sürüklediler. Balkan harbinin pesinden Birinci dünya harbine girdiler, ingilizler de, Osmanli’nin savasa girmesini firsat bilip, 3 Kasim 1914’de Akabe kale ve limanini topa tutarak sehri isgal etti.”

 
 

Akabe deki dev projenin kuşbakışı görüntüsü. Gerçek fotoğraf üzerine proje yerleştirilmiş. Dev havuzların olduğu İsrail sınırı olan bu bölge şu an çöl ve inşaat devam ediyor. Hurma ağaçları ile süslenmiş İsrail sınırına dğru giden (2-3 km ileride İsrail’in küçük bir şehri çok rahat görülebiliyor) harika asfalt zemin olan  bir yol kestiriyorum gözüme ve dalıyorum. Projenin dev fotoğrafı  önünde durduğumda koca bir jeep içerisinde eli silahlı 4 kişi dibime kadar geliyor. Gelişlerinden beni kamera ile tespit ettikleri çok açık belli oluyor. Kaksımı çıkartıp “Selamun Aleyküm” demem onları biraz rahatlatıyor tabi benide. Müslüman ve Türk olmak buralarda bize inanılmaz avantajlar sağlıyor. Sadece projeye baktığımı yasak alan olduğunu bilmediğimi ve birazdan ayrılacağımı söyletip karşılıklı anlaşıyoruz .

Biraz daha etrafta turlayıp kahvaltı için otele dönüyoruz. Otelde kahvaltı pek iyi olmadığından dışarıda kahvaltımızı alıyoruz ve hazırlanıp oteli terk ediyoruz.

Feribotun kalkmasına daha zaman olduğundan Sudi Arabistan sınırına doğru ilerliyoruz. Kızıldeniz boyunca Dalış merkezlerinin olduğu harika plajlar görüyoruz.

Gümrük işlerini tamamlayabilmek için 2 saat önce limana girmemize rağmen oradan oraya koşmamız ve sadece motorların işlerini yapabilmemiz saat 13:00 daki hızlı feribotu “Presses” kaçırmamıza neden oluyor. 1 saat önce feribor kapılarını kapatıyor. Feribotlar Mısır’a ait olduğundan feribotla ilgili kısımlar çok ağır işliyor. Bir sonraki feribot 16:00 olduğunu düşünerek bilet almaya gittiğimizde gişe görevlisi o saatler doğru değil Feribot 23:00’da diyor gerekçesini sorduğumuzda güvenlik nedeni ile ne zaman kalkacağı belli değil diyor.

Sonuç feribotu kaçırıyoruz henüz saat 12:00 motorların gümrük girişleri yapıldığından dışarıya kesinlikle çıkamazlar. Henüz biz pasaportlara çıkış işlemleri yaptırmadığımız için serbestiz. Mayolarımızı giyip motorları kilitleyip yürüyerek ana yola çıkıyoruz ve plaja doğru ilerliyoruz. Hava çok sıcak ve kuru. Otostop çekiyoruz ve genç bir Sudi bizi alıyor devasa bir pick-up (kamyon desek daha doğru olur) soförü ufak tefek kendisinden daha yaşlı kafada beyaz takkesi olan değişik bir tip. Denize gireceğimizi bir şekilde anlatıyoruz ve bizi en güzel plajın birinde indiriyorlar ve geri dönüyorlar sırf bizim için gelmişler buraya kadar, Müslüman çocuklarmış.:))))

Feribotu kaçırdığımıza sevinmiyor değiliz. İşte muhteşem Kızıldeniz. Anlatmaya gerek yok resimdekinin tıpkısının aynısı.

Gerçekten kafanızı denizin değil sanki akvaryumun içine sokuyorsunuz.

O kadar çok renkli yaratık var ki hiçbirini tanımıyorum. Gürkan deniz altına meraklı olduğundan birkaçını tanıtıyor ama deniz kestanelerinin devasa boyutları nedeniyle mercan kayalıklarını yaklaşmak mümkün değil. Daha ilk dakikalarda deniz kestanesi iki parmağıma batıyor ve deri içinde kırılıyor. Çıkarmak mümkün değil tırtıklı yapısından dolayı sürekli derine ilerliyor. 1 saatlik uğraşımdan sonra ancak deriyi yararak yüzeye yakın bir tanesini çıkartabiliyorum ve vazgeçiyorum.  Kıyaya gidip terliklerimi yiyip tekrar suya dalıyorum. Harika zaman geçiriyoruz.

Hala vaktimiz olduğundan feribota binmeden Akabe’de bir kez daha Alibaba da yemeden ayrılmak istemiyoruz. Geri dönüş yolunda yürürken işçileri taşıyan çok eski bir minibüse biniyoruz. Minibüs inanılmaz eski. Bu haliyle nasıl oluyor da hala çalışıyor. Ayaklarımızın altından şaft çıkacak gibi geliyor. Sürekli küt küt vuruyor.

Sağ salim inip biraz çarşısında dolaşıp Ali Baba da yemeğimizi yedikten sonra limana taksi ile gidiyoruz. Ali Baba da deniz ürünleri ve Hint yemekleri harika.

Limanda işlemlerimizi halledip gemiye biniyoruz. Motorları sabitlemek için herhangi bir şey yok. Yanınıza mutlaka birkaç adet birkaç metre uzunlukta perlon alın.

Gemide sivil emekli pilot bir Iraklı ile tanışıyoruz. Adı Hilmi. İki hanımı var biri doktor (Iraklı) diğeri eczacı (Ürdünlü), savaş sonrası Iraktaki eşini alıp Ürdün’deki hanımın yanına getirmiş. Şu an ticaretle uğraşıyormuş ve evdeki hanımlardan uzaklaşıp iş seyahatlerinde ofis işlerini hallediyormuş. Sohbet ederken bir sürü yiyecek ve alkol çıkartınca sorduk ve feribotun hiçbir zaman vaktinde kalkmadığını bu feribotun ise sabaha karşı kalkma ihtimalinin yüksek olduğunuzu söyledi öylede oldu feribot sabah 05:00 gibi demir aldı.

Hilmi yanında alkol getirmişti ama Zeki ve Gürkan’ın sünger gibi içeceklerini hesaba katmamış ve birde ikram etmek gibi bir hata yapmıştı. Bizimkiler kafayı buldukça Hilmi’nin tek bardağa doldurduğu içkiyi sürekli içtiler en son bizimkileri uyarmak zorunda kaldım. Arkadaşlar Hilmi’nin bardağı tek ve adam daha bir yudum almadı 5. bardağı da doldurdu.

Feribotta pasaportlarınızı vizemiz olmadığından alıyorlar. Limana indiğinizde Vize almanız için turizm polislerine teslim ediyorlar.

Zeki Feribotta dolaşırken yataklı odaların 10 dolar’a kiralandığını öğreniyor ve her birimiz bir odaya yerleşiyoruz. Sabaha kadar deliksiz uyku çekiyoruz.

  1. GÜN:

 Sonunda Afrika kıtasındayız.

Küçük bir tavsiye;

Eğer Mısır’da 2500 km nin altında yol yapacaksanız,

Sadece Kahire’yi görecekseniz,

2 geceden fazla kalmayacaksanız,

ve Mısır vizesini alamdan gelmişseniz,

Sakın karşı kıyıya geçmeyin.

Feribotta kaybettiğimiz zaman yetmezmiş gibi birde karşıya geçtikten sonrada gümrükte ondan daha fazlasını harcamanız sinirlerinizi bozmuyor değil.

Feribottan iner inmez motorunuzu gümrük alanına çekiyorsunuz ve turizm polisi sizi buluyor. Yarım ingilizcesiyle tüm işlemlerinizi o takip ediyor. Buna rağmen işler o kadar ağır ilerliyor ki inanamazsınız. Her yer pislik içinde ofislerde bir tane sağlam mobilya yok. Ürdün-Mısır arasındaki bu tek liman Nuweiba olmasına rağmen burada tek bir bilgisayar bile yok her şey evrakla takip ediliyor. Bize hemen bir dosya açılıyor ve şu ana kadar harcadığımız en yüksek gümrük harcamaları burada oluyor. Sadece gümrük vergisi 100$, birsürü fotokopi ücreti ve diğer masraflar. Gümrükteki tek döviz bürosundan sürekli dolar bozduruyoruz.

İşlemlere başladıktan hemen sonra bizi nezarete götürüyorlar. Polis bize yer gösteriyor ve burada oturmamızı ve beklememizi istiyor. Kapıdan işlem yapan gişeyi ve memuru görebiliyoruz ama 2 saat boyunca bizi çağırması ümidiyle gözlerinin içine bakıyoruz fark edilebilmek için sürekli görünüyoruz. Oda son derece pis tüm sandelyelerin kafa hizasında duvarda yağ lekeleri var anlaşılan burada beklemekten uyuya kalanlar bile olmuş. Tüm sabit sandalyelerde çok eski el ve ayak kelepçeleri var.

Bizi unuttuklarını düşündüğümüz bir anda çağırılıyoruz ve çok mutlu oluyoruz. Hesaplarıma göre gece 23:00 da kalkan feribot 3 saatte karşıda olacak ve 1-2 saatte gümrükten çıkıp öğleden önce Kahire’de olacaktık. Zeki ve Gürkan suçlu benmişim gibi nezarette beklerken birbirlerine sürekli “Öğleden önce Kahire diy mi?” Cevap “Evet evet belki daha da erken” tarzda konuşarak keşke gelmeseydik moduna girdiler.

Önce görevlilerin olduğu odaya sonrada asıl vizeyi verecek olan Mustafa Mazruf (yanlış hatırlamıyorsam) beyin odasına girdik. Kendisi bir sürü eğitim almış gizli servis yada ona benzer bir görevde. Bir sürü neden geldiniz ne iş yaparsınız sorusundan sonra biraz zor vize almanız ama dedi ve birkaç telefon görüşmesinin arkasından vizenizi verecez ne kadar istersiniz diye sordu ve biz biraz rahatladık. Hatta bize çay bile ısmarladı Zeki ve Gürkan çayı buldular birde şekersiz olsun dediler. Mısırda ve Suriye’de siz şekersiz demedikçe çay hazır şekerli geliyor çünkü şekerli demliyorlar. Çaylar geldi Mustafa Mazruf beğendiniz mi? Diye sorduğunda bizimkiler fazla kaptırdılar kendilerini ve şekersiz istemiştik çaylar şekerli geldi dediler. Ya ne gerk var zaten saatlerdir nezaretteyiz şekerli şekersiz iç biran önce gidelim. Ara sıra kendi aramızda Türkçe konuşunca bile herif ters ters bakıyor. Neyse Mustafa Mazruf karizmayı çizdirmemek için bastı zile saniyede biri açtı çaycıyı istedi. Çaycı geldi valla arapçam olmadığından ne dedi anlayamadım ama çaycı ısrarla şekeri çok az koyduğunu söyledi yedi fırçayı gitti. Bizimkiler gayet hayatlarından memnun sanki Dubai deki 7 yıldızlı otelin lobisinde oturur gibi oturuyorlar. Çaylarını son damlasına kadar içtiler bir güzel ve nihayet kalktılar ve kurtulduk. Zeki Mustafa’yı çok sevdi ve dönüşte teşekkür için askerlerden rica etti ve yanına girdi ama bu defa çay içmediler.

Tekrar gümrüğe döndük turizm polisi bize sürekli şimdi şuraya gidin şimdi bunu doldurun diyor ve nihayet işler bitti. Bize yeniden ruhsat ve plaka çıkardılar. Yeni plakalarımızı aldık hangisinin kimin olduğu belli değil. Birerden paylaşıyoruz.

Sina yarımadası tamamen çöl. 100 km de bir küçük bir yerleşim yeri 2 pompalı bir benzinlik o kadar. Bir ara çölün ortasında duruyorum motoru stop ediyorum inanılmaz bir sessizlikle baş başa kalıyorum. Hiçbir canlı yok bitki bile yok etrafta göz alabildiğine çöl. Asfalt yol dışında çölün içine doğru giden bir sürü tekerlek izi var ama sadece bakmakla yetiniyoruz çok daha geniş bir zamana ihtiyaç var çölü çok daha fazla yaşayabilmek için.

Sadece benzin için duruyoruz. Hava kararıyor ve bu sefer yemek molası veriyoruz. Gürkan durduğumuz yerde mutfağı pek beğenmiyor ve menemen için gerekli malzemeleri temin ettirip tencere tavayı kendisi yıkayıp bize güzel bir menemen yapıyor.

Zeki de hemen yandaki tamircide motorunun yağını değiştiriyor ve yola devam ediyoruz. Süveyş kanalını ip gibi sıralanmış ışıklarından fark ediyoruz. Mükemmel görünüyor. Süveyşe yaklaşmak imkansız kanal boyunca 24 saat güvenlik altında. Mısırda neredeyse 50 km bir asker kontrolü var plakanızı alıp pasaportunuza bakıyorlar o kadar. 

Süveyş’i tünelden geçip Kahire’ye iyice yaklaşıyoruz. Kahire’ye vardığımızda ilk ışıklarda duruyoruz ama başka kimse durmuyor. Türk milleti olarak bizde hemen ayak uyduruyoruz bu duruma. Trafik çok kötü kimin nereden hangi şeritte gittiği belli değil. Hiç kimse far kullanmıyor. Zeki ile beraber çok ciddi bir kaza atlatıyoruz. Arabanın tamponu ikimizin de paçasını sıyırıp geçiyor ve motorları kahire trafiğinde kullanmama kararı alıyoruz.

 Ramses meydanına çok yakın bir yerde hem uygun hem de temiz bir otel buluyoruz. Capsis Otel. Piramitlere 20 EGP fiyatı uzaklıkta.

 Motorları kilitleyip meyve suyu içmeye çıkıyoruz. Şehir İstanbul gibi 24 saat canlı.   

  1. GÜN:

Artık piramitleri görmek için daha fazla beklemek istemiyoruz. Bir taksi çeviriyoruz hemen. Kesinlikte pazarlık yapın iki katı fiyat veriyorlar genellikle.

Piramitlere yaklaştıkça taksi içerisinde turist avı başlıyor.  Sizi atla yada deveyle gezdirebilmek ve bir miktarda rehberlik ücreti koparabilmek için siz taksideyken arka kaputuna oturup kilometrelerce sizinle seyahat ediyorlar.

Bu duruma polisler bile bir şey söylemiyor. Işıklarda inip birde sizinde sohbet ediyorlar yeşil yanınca yine arkaya zıplıyorlar.

 

Piramitlerde kum fırtınasına yakalanıyoruz. İlginç görüntüler çıkıyor ortaya. Havada her türlü pislik uçuşuyor poşetler pet şişeler piramitlerin tepesine kadar ulaşıyor. Fırtına sırasında bileklerimize kadar çöpün içerisinde kalıyoruz ve firavunların piramitlere taşındığı kayığın bulunduğu müzeye girerek kurtuluyoruz fırtınadan. 

Bu kayık (biraz büyükçe) daha sonra parçalanarak piramidin hemen yanına gömülmüş müzede gömünün çıkartıldığı anda çekilen fotoğraflar var. Kayığın büyük bir bölümü sonradan yapılmış. Çok az bir kısmı orijinal tahtalardan oluşuyor.

Bol taze meyve sulu ve nargileli bir gün geçiriyoruz. Motorla 1 km dahi yol yapmıyoruz.

  1. GÜN:

Sabah erken gittiğimizi zannettiğimiz Mısır Müzesinin metrelerce kuyruk olduğunu görünce vazgeçip ikinci grup piramitlerin bulunduğu Sakkara bölgesine gidiyoruz. Bu bölgedeki mezarlar daha az popüler firavunlara ait.:))))

 

Sakkara bölgesindeki halı dokuma fabrikaları.

Dönüşte Gizza daki piramitlere bir kez daha uğramayı ihmal etmiyoruz. Civardaki hediyelik eşya satan dükkanlardan birine hiyeroglif yazı ile hediyelik eşya hazırlatıyoruz. Yükte hafif pahada ağır.

Ve işte bizim şoför. İnanılmaz sabırlı ve keyifli biriydi. Yolda bir manavda karpuz yemek için mola verdiğimizde karpuzu kendi yıkayıp dilimleyip bize ikram etti.

Trafikte inanılmazdı. Yan aynaları sürterek kullanıyordu arabayı. Birde süper deve taklidi yapıyordu.

  1. GÜN:

İki gün Kahire’de dinlenmenin verdiği hafiflikle, motorada binilmedi tabi, sabah erken çıkarak tüm MısırTuru’nun rekorunu kırıyoruz, “En Erken Hareket Rekoru”. Diğer iki arkadaşımızı kutluyorum. Yalnız saatimi yeni saate göre ayarlamadığımdan 4:30 da kaldıracağıma 3:30 da kaldırmışım, tabi arkadaşlarım çok hassas oldukları ve itiraz ettikleri en önemli konu zaman olduğundan ve bana da çok güvenmediklerinden saatlerini kontrol edip daha 1 saat var sen erken kaldırdın fırçasını gözleri kapalı attılar ve tekrar uyudular. Sanki 2 gün önce uyandırmışım muamelesi gören biri olarak telefonumun alarmını kapattım . Ve bende yattım ikinci uyanışımız biraz geç oldu.

Sabah ilk durağımız Süveyş. Kanalın başlangıç noktasına gidiyoruz. Fotoğraf çektiğimiz sırada görevli bizi uyarıyor. Kanal boyunca belli bir uzaklığa kadar yaklaşmak yasak.  Bu kanal bizde olacaktı hem de çölün ortasında bütün köy çocukları donla atlardı içine. Kalanı koruyan dış güçler sanırım çok iyi çalışıyorlar.

Bir kez daha Süveyş’in altından yani Tüneli geçer geçmez sağa çöle dalıp tekerlek izlerinden kanala doğru ilerliyorum.  Burası kontrol noktasının hemen dibi. Zeki ve Gürkan arkamdan dönüyorlar Gürka’nın motorundan dolayı kumda sıkıntı yaratmaması için döndüğünü tahmin ediyorum ama Zekiye anlam veremiyorum tabi bir ihtimalde askerlerden  uyarı almış olmaları. İkincisi doğru çıkıyor ve ben kocaman geminin çölün ortasında sanki kumda gidiyor gibi olan görüntüsünü izlerken Zeki geliyor ve beni çağırdıklarını buranında yasak bölge olduğunu söylüyor, bizde biliyorduk ama aptala yatmıştık. Geri döndüğümüzde Gürkan olayı halletmiş askerlerle kanki olmuş bir vaziyette bize problem yok hallettim diyor. Gürkan bundan önceki hayatında Astsubay dı onlara asker olduğunu bir şekilde anlatmış ve onlarda yumuşamış.

Sina yarım adasının büyük bir bölümünü bu kez gündüz geçiyoruz. Çölün keyfini çıkarıyoruz.

Küçük vahalarda ağaçlarda kalan tek tük kurumuş hurmaları düşürüp yiyoruz.

Ve sonunda saat 12:00’da Nuweiba limanına geliyoruz ve kapalı bir kapı ve bozuk plak gibi her söylediğimize  “Today No Come Tomorrow”  diyen bir görevliyle karşılaşıyoruz ve birkaç kelime daha fazla konuşabilen birini bulmaya çalışıyoruz. Feribot bilet ofisine gidip durumu öğreniyoruz ve feribotun kapılarını kapattığını bir sonrakinin yarın olduğunu öğreniyoruz. Hızlı feribot için bilet almak istediğimizi söyleyince motorların hızlı feribota alınmadığını söylüyor. Zaten sıcaktan bunalmış ve kapıdaki görevli tüm enerjimizi tükettiğinden üstelemiyoruz ve ertesi gün kapıların açılacağı sabah 10:00’dan önce gelmek üzere kendimize kalabileceğimiz bir yer buluyoruz.

Limanın hemen kuzeyinde çok güzel tatil köyleri var. Burası şu ana kadar kaldığımız en güzel yer. Kızıl denize sıfır ve saat daha erken olduğundan denizin keyfini bir kez daha çıkartabileceğiz.

Karşı Kıyı Arabistan

  1. GÜN:

Nuweiba tatil köyünde geçirdiğimiz güzel bir günden sonra sabah kalktığımda son bir kez daha Kızıldeniz’in tadını çıkartıyorum. Sabah erkenden dalıyorum mercan kayalıklarının arasına oğlum için birkaç mercan topluyorum. Kuruduklarında çok pis kokuyorlar defalarca poşetliyorum döndüğümde akvaryumumu süsleyecek olan mercanları.

Bizimkiler hala uyuyorlar. Sabah beraber kahvaltımızı alıyoruz. Serbest kıyafetlerle limana kadar gidiyoruz çünkü biliyoruz ki uzun bir zaman geçecek feribotta ve karşı kıyıya geçtiğimizde  de gece yolculuk yapamayacağımızdan otel bulup sabahlayacağız.

Biletimizi alıp gümrüğe giriş yapıyoruz bu sefer kapılar sonuna kadar açık. Zeki ille de Mustafa Mazruf’u görecem ve teşekkür edicem diye tutturdu. Zeki yapma bak sonra extra iş çıkmasın başımıza ancak kurtuluyoruz sessiz sedasız ayrılalım olsun bitsin dediysem de dinletemedim. İllede görecem diyor başka bir şey demiyor.  Neyse gittik bu sefer tabi tecrübeli ve vizesi olan biri olarak girdik içeriye. Bizi iyi karşıladılar ve Gümrükteki en rütbeli amiriyle de tanıştırdı bizi. Karşılıklı gülüşüp teşekkür edip ayrıldık. Zeki “Artık tamam ne zaman kara yolu ile gelsem içeri rahat girerim” diyor.

Limana girer girmez Afrika Twin ile gelen bir İtalyan ile karşılaşıyoruz. Herifin amacı Akdenizi çepeçevre dolaşarak tekrar İtalya’ya dönmek. Yalnız büyük bir sorunu var Triptik’i yok ama diğer ülkelerden nasıl geçti anlayamıyorum. Turizm polisi bu şekilde giremeyeceğini bankaya teminat olarak 5000 USD yatırması gerektiğini söylüyor. Herif parasız belli. Ürdün limanında karşılaştığımız Almanın elinde bile triptik vardı. Ama bu İtalyan biraz ukala. Turizm polisi ile beraber sorununa nasıl bir çare bulabiliriz diye konuşurken bir iki defa ben İtalyan’ın benim ihtiyacım yok bu tür belgelere deyip durdu.  Tabi bu durumda insanın yardım edesi varsa da etmiyor. Zinciri aşırı bol ve yağsızdı gerdirmek için anahtarı bile yoktu. Triptik içinde turizm polisi yanında bize siz kendinizinkinden bir yaprak verin ben sınırı geçince yırtar atarım tarzında ukalaca çözümler üretiyor. Daha fazla muhatap olmadan işlerimizi yaptırmak üzere uzaklaşıyoruz.

İlginç herif 8-10 sayfalık triptiği taşımıyor ama arkasında bir papağan la dolaşıyor.

Plakaları tekrar söküyoruz. Bu arada verilen plaka iki adetti Mısırda Motorlarda iki adet plaka kullanıyor. İkincisi ön çatala tutturuluyor. Kaybetmeden teslim ediyoruz  plakaları.

Plakaları plastik kelepçe ile tutturduğumdan kolaylıkla kesip alıyorum. Zeki ve Gürkan takarken uğraştıkları kadar birde sökerken uğraşıyorlar. Aslında plastik kelepçelerimde ödünç vermiştim ama tercih etmediler. Burada plaka kaybetmek askerde kep kaybetmek gibi bir şeydir mantığıyla vidaladılar.

Motorları yine yükleyip bekleyişe koyuluyoruz. Bu sefer oda kiralamıyoruz çünkü karşıya geçtikten hemen sonra Otele yerleşeceğiz. Feribotun kenarından denizi seyrederken kocaman bir kaplumbağayı su üstüne çıkarken seyrediyoruz. Çok keyifli bir an dı. Dalyan’a gittiğimizde Kaplumbağa görecez diye saatlerce dalaman çayında etrafa bakıp durmuştuk.

Feribotta pasaportları mutlaka içerideki pasaport görevlilerine gösterin vizenizin olmadığını da belirtin. Onlar pasaortunuzu alıp gemi karşı kıyıya yanaştığında siz daha inmeden vizenizi alıp damgayı da vurup size teslim ediyorlar. Hayatımın en kolay vizesini aldım böylece. Tabi bir şaşkınlık oluyor pasaportu aldığımızda vizesine bakmadan biraz koşturduk tesadüf aynı herifi gördüğümde sordum nereden vize alabileceğimi oda ben halletmiştim her şey tamam dedi.

  1. GÜN:

Gece kaldığımız apartın sahibi 2 genç bize sabah kahvaltısı için bir sürü malzeme bırakmıştı. Gurubun aşçısı Gürkan bize sabah yine menemen yaptı. Tek yapabildiği bu galiba…..Mısırda aç kaldık sayılır yemeklerini pek yiyemedik damak tadımıza çok uygun değildi Ürdün’e geçtiğimizde ise tek umudumuz Ali Baba lokantasıydı ama geç saat olduğundan oda kapatmıştı gece McDonaldsta idare etmiştik. Sabah menemen o yüzden rağbet görmüştü.

Hava iyi ve biz neredeyse mola bile vermeden yola devam ediyorduk. Zeki ve ben pantolonun altına sürekli pedli bisiklet taytı giydiğimizden kıçımızda pişik olmuyordu Gürkan’ın kıçı Varedero’da zaten rahattı…..

Gürkan ile beraber Amman’ın batısındaki çevre yolunu kullanıyoruz Zeki ise Doğusundaki yolu kullanıyor. Sınırda tekrar buluşuyoruz. Bu durumda GPS ile kaybolmuşum muamelesi görüyorum arkadaşlardan……zaten benle yapabilecekleri tek geyik buydu.

Ürdün geçişi yine çok kolay olurken Suriye sınırında yine aynı problemleri yaşadık. Aynı herifle yine rüşvet olayını yaşayınca durumu anlatacak birilerine ulaşmaya çalıştık ama pek başarılı olmadı. Herife parayı veriyorsun direkt cebine atıyor Zeki bu duruma sinirlendi ve cebine attığı parayı geri istedi herif verdi ama evrakları da aynı hızla fırlattı tabi. Biz derdimizi anlatmaya çalışırken yine gümrükte çalışan biri bize yardımcı olacağını söyledi ve derdimizi anlattık. Bizden istenen doların neden istendiğini karşılığında makbuz verilmediğini söyledik. Oda bu parayı kimin istediğini söyledi. Bizde ilkokul öğrencileri gibi herifin yanına kadar gidip bu yaptı dedik. Birlikte konuştular ve mebla abartmıyorum 10 da bire falan düştü. Olay şu herife verilmesi gereken çok küçük bir miktarda olsa Suriye Paund’unun hemen yandaki banka veznesinde bozdurulup ne kadar bozdurduğunuza ait belge ile beraber herife verilmesi gerekiyor. Bunun için veznedeki adam size bu fazla aslında şu kadar bozdurmanız gerekir diye de uyarmıyor tabi.

Gürkan ve ben vizemizi çoklu giriş aldığımızdan Suriye için vize almadan geçiş yaptık. Zeki tek geçişli vizesi olduğundan 35 dolara yakın bir ödeme yaparak vize aldı. Yani olay çok komik TR den Suriye girmek için mutlaka konsolosluktan alınması gereken vize Ürdün’den Suriye’ye geçişte kapıdan çok kolay alınabiliyor.

Şam’da gecelemeyi düşünüyoruz. Gelişte yediğimiz lokantayı tercih ediyoruz yine. Zeki ve Gürkan gezi boyunca tıraş olamadıklarından berbere giriyoruz. Berberler bizim alışık olduklarımızdan biraz farklı, Lavabo yok. Sizi koyun kırpar gibi kırpıp yolluyorlar. Bizimkiler dışarı çıkıyor ama her taraflarından tüy dökülüyor. Tek çözüm hamam sorup soruşturuyoruz herkes aynı hamamı tavsiye ediyor. Hamama giriyoruz otel odasına bakar gibi içeriyi teftiş ediyoruz. Göbek taşı bile yok vazgeçiyorlar ama vazgeçmelerinin asıl sebebi hamam sahibi genç arkadaşın konuşma tarzının biraz yumuşak olması.

Sonuç biraz daha meyve suyu içmece ve otele dönmece. Oteller bölgesinde olduğumuzdan bir sürü bizim gibi  tura çıkan motorcu görüyoruz. Şam da otel doluluk oranı da çok yüksek bu arada.

  1. ve 14. GÜN:

Bu gün hiç fotoğraf çekmemişiz. Şimdi fark ediyorum. Zaten Suriye’yi o kadar hızlı geçtik ki dünden beri Palmyra ısrarım suya düştü. Arkadaşlar direkt TR ye odaklanmışlar. Palmyra için doğuya gidip tekrar geri çıkmak istemediler. Oysa gece Halep’te konaklayacaktık ve her iki noktayı da görmüş olacaktık. Palmyra’ya gitmiyorsak bari sahilden Lazkiye’ye gidelim oradanda Yayladağı sınır kapısından giriş yapalım dedik ama bu seferde Gürkan fazla gaz almış olacak düz yolu buldu biz onu bulana kadar dönüş yolu kmlerce geride kalmıştı çoktan ve molada her ikisi de yeter artık biz bu gün sınırı geçip TR ye girme istiyoruz diye mızıklanmaya başladılar. Öyle de yaptık. Birkaç saat içinde TR deydik artık. Ben kışlıkları almak için İskenderun’a Yücel’in yanına giderken Zeki Otobüse binmek için Antakya’ay indi Gürkan’da onunla beraber. Ertesi gün Adana otobanında Gürkan’la buluşup aynı gün hava kararmadan Düzce’ye inmiştik. Gürkan aynı gün Antakya’dan-Kdz.Ereğliye ben ise Adana’dan-Akçakoca’ya kadar sadece benzin molalarıyla motor kullanmıştık.

 
 
 
 
 
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir