Kafkaslar I 2013

Rota photo KafkaslarRota_zps8021e6d1.png
Hem Kafkasları görmek hem de uzun zamandır planladığım Karadeniz Çevresini dolaşmış olmak bir taşla iki kuş vurmak gibi bir şey olacaktı. Toplamda 6.000 km olacak bu yolculuğun en sıkıcı ve yorucu bölümlerini eşlerimiz için havayolu seyahatine dönüştürüp onlar için daha keyifli bir hale getirmeyi planladık.

 photo DSC_0331_zps67d1f2f8.jpg

Bu geziye iki motor 4 kişi olarak çıkıyoruz. Zeki-Nimet Kocakulak XT660 (Maalesef sipariş verdiğimiz Tenere XT660Z bir türlü gelemedi yurtdışından)ve biz  Ahmet-Fatma Gümüş. Eşlerimizi Batuma Uçakla gönderiyoruz biz ise 1250km lik yolu 24 saat içinde katedip onları Sarp sınır kapısında karşılayacağız. Neden Sarp? Çünkü İstanbul-Batum bileti pahalı ama Artvin derseniz çok daha ucuza geliyor. Uçaktan iner inmez sizi otobüsle Türkiye ye alıyorlar. Bu bize en az 3 gün kazandırdı çünkü eşlerimizle ortalama günlük kilometremizi artık standartlaştırdık 300-400km.
Daha planı yapar yapmaz Moldova hükümetinin yeşil pasaporta vize istemesi bizi biraz rahatsız etti. Ya Moldova üzerinden aşıp fazladan 1 gün ve 500km extra yol yapacaktık yada geziyi daha gevşek modda Ukrayna’da tamamlayıp feribotla Zonguldak’a geçmekti ve bizde gezinin son 4 gününde öyle yaptık. Kırımı çok daha fazla yaşama şansımız oldu. Eksik parçayı da bir sonraki turumuzun önüne ya da arkasına sıkıştırıp tamamlamayı düşünerek gezimizi kazasız belasız tamamladık.

 photo DSC_0333_zpsfddc4283.jpg
 photo DSC_0336_zps51c845e2.jpg

Turumuz 12 Temmuz 2013 tarihinde başladı. Yaklaşık 24 saatte bir gece konaklama ile Sarp sınır kapısına ulaştık. Tek rakibimiz Türk Hava Yollarıydı fakat onlar bizi geçtiler. Nasıl olsa yetişiriz diye biraz Akçaabat köfte olayını abarttık çok zaman kaybettik. Daha Gürcistan’a girmeden gürcü plakalı bir sürü araç ile karşılaştık Türkiye’de. Meğer sınıra yakın olan yerlerde herkes Gürcü plakalı lüks yüksek hacimli araçlara binermiş arada sırada da Gürcistan’a girdi çıktı yapıp bir depo benzinle geri dönerlermiş. Kafede çaylarını yudumlarken yakaladık eşlerimizi. Hemen toparlanıp sınırı geçtik.
 photo DSC_0339_zps137c7baf.jpg

 

BATUM…
Sarp sınır kapısını geçer geçmez sanki her şey birden bire değişiverdi. Plajlar güney sahillerini aratmayacak şekilde hareketli ve faklı geldi bize. Batum’un en güzel plajı da sınıra en yakın olan plajıymış. Yollar çok kalabalık, sınır geçişinin aynı zamanda tatilcilerin plaj rotası ile birleşmesi kalabalığı iyice artırmış.
 photo DSC_0342_zps6758deb1.jpg

 

Batum merkezine indiğimizde yine aynı şekilde çok modern bir şehir bulduk karşımızda. Doğu Karadenizimizin illeri gibi değil kesinlikle. Çok düzenli ve eski birçok binası olan bir kent. Çok fazla sayıda Türkçe bilen var. Kalacak yer bulduktan sonra gece şehri dolaşmak için dışarı çıkıyoruz. Açık havada tarihi binaların çevrelediği bir meydanda canlı müzik dinliyoruz. Servis süper, garsonların kibarlığına hayran kalıyoruz, Puro yaktığımızı farkedip hemen özel puro kül tablası getiriyorlar…Müzik çok keyifli kalkmak istemiyoruz ama Batum’a tek gece ayırdık….

Batumu gece gezmek çok güzel tüm şehir ve binalar özel ışıklandırılmış harika görünüyorlar.
 photo DSC_0340_zps95638a74.jpg

 

 photo DSC_0346_zps6aab6516.jpg
 photo DSC_0350_zpsb11d5d57.jpg

Batum’u çok beğendiğimiz için ertesi gün güneş iyice sıcaklığını hissettirmeden dolaşmaya karar veriyoruz. Zeki sahili görünce dayanamıyor ve atlıyor Karadeniz Sularına….Güneşe ancak 1-2 saat kadar dayanabiliyoruz eşyalarımızı toparlayıp botanik parka doğru yola çıkıyoruz.

Botanik bahçesi gerçekten çok büyük ama gezilebilen alanı sınırlı. Vaktiniz yok ise elektrikli araçlara bilet alıp çok daha kısa zamanda hızlı bir tur yapılabilir. Ama rehberlik hizmeti olmadığından elinizdeki broşürlerden ve bilgi etiketlerinden ancak bitkilerin ve ağaçların isim ve menşeini öğrenebiliyorsunuz. Burada tam bir gün geçirebilir ve çok güzel olan sahilinde denize girebilirsiniz. Plajı ücretli değil. Plaja yakın birde kamp alanı var, çadırlı da gelirseniz keyif alabilirsiniz. Bisikletle de gelinebilir, Batum merkeze çok yakın bir yer burası.
 photo DSC_0360_zps4177ecc2.jpg

 

Batum’dan sonraki durağımız Kobuleti yolu üzerindeki mıknatıslı kumsalı olan sahil. Yaz azlarında her yer inanılmaz kalabalık. Motorlu olduğumuzda park sorunu yaşamıyoruz ama eşyalarımızıda çıkarıp denize girme eziyetine de katlanamıyoruz ve çok fazla durmadan birer armut yedikten sonra mıknatıslı kumu vücudumuza yapıştıramadan ayrılıyoruz.
SENAKİ…
Poti’de gecelemeyi düşünüyorduk ama şehre girince bize çok sevimsiz göründü. Liman kenti olduğundan mıdır nedir bizi pek çekmedi. Hava da henüz kararmadığından Tiflise doğru yola devam ediyoruz. Ara bir noktada Senaki’de kalmak için güzel bir otel buluyoruz. Odalar süit. Tek katlı tam motorcuya özel yapılmış gibi. Motorla kapı dibine kadar gidebiliyorsunuz eşya taşıma derdi yok. Akşam yemeği için dışarı çıkıyoruz ve Gürcistana özel yemek olan “Hacapuri” yi söylüyoruz. İsmine bakınca karışık sebzeli etli sulu bir güveç gibi bir şey gelecek zannediyoruz. Fakat gele gele peynirli pide geliyor, bu mu diye soruyoruz evet bu diyorlar.
 photo DSC_0362_zpsd84babb8.jpg

 

 photo DSC_0365_zps0cbc2608.jpg
Gece bizi iki motorlarla küçük kasabada gezerken gören polisler ısrarla akşam nerede kalacağımızı soruyorlar bizde ısrarla aptala yatıyoruz biraz tedirgin oluyoruz. Polisler biz lokantada yemek yerken bizi dışarıda sabırla bekliyorlar, sonrasında motorsuz yürüyüşe geçiyoruz yine soruyorlar otele ne zaman gideceğimizi. En son motorlara biniyoruz iki polis aracı (sivil) bizi takip ediyor otele kadar. Otele girdiğimizde ise dönüp geri gidiyorlar. Güvenliğimiz için bizi beklediklerini düşünüyoruz, helal olsun gürcü polis kardeşlerimize…..
BAKURİANİ…
 photo DSC_0366_zps4208f172.jpg
 photo DSC_0389_zps95f2c365.jpg
Ertesi günkü Durağımız Bakuriani. Bakurani kış sporlarının yapıldığı bir kasaba. Her yer kayak otelleri ile dolu. Yolda ilk kez kaliteli espresso içebileceğimiz küçük ama sevimli bir kafede  mola veriyoruz. Kafe nin sandalyelerine ve dekoruna bayılıyoruz.
Kasabaya gelmeden önce dünyaca ünlü Borjomi maden sularının çıkarıldığı Borjomi kasabasından geçiyoruz. Kasabaya girişte bir market önünde duruyoruz ve 12-13 kg lık bir karpuz kestiriyoruz. 4 kişi karpuzun en güzel yerlerinden başlayıp bitiriyoruz. Ne olacak tamamı su zaten.
 photo DSC_0393_zps706d9a78.jpg photo DSC_0394_zpsf92ba80a.jpg

Hava burada oldukça soğuktu otele yerleştikten sonra etrafı dolaşıp et yiyebileceğimiz biryer aramaya başlıyoruz. İngilizce bilen neredeyse hiç yok. Laz olduğumdan ve gürcicenin lazcaya yakın kelimeleri sayesinde su (skali) gibi ihtiyaçlarımızı kolay hallediyoruz. İngilizce bilen birini bulup gürcüce et yemek istediğimizi ama domuz eti tercih etmediğimizi bir kağıda yazdırıp onu gösteriyoruz her girdiğimiz yere.

 photo DSC_0391_zpsc087527e.jpg

TABATSKURİ Gölü…
Bakurani merkezinden 1,5-2km sonra stablize yoldan tırmanışa geçiyoruz. Göle giden en kısa yol burası. Bir süre sonra ağaçlık bölge bitiyor. Burası Bakü-Ceyhan boru hatı rotası.
 photo DSC_0398_zps8ae3b205.jpg
Zirvede bizi askerler karşılıyor, yaklaşık yarım saatlik kontrol sonrasında yolumuza devam edebiliyoruz. Göle kadar birkaç göçebe (belkide bizdeki gibi yazın yaylaya çıkmış ta olabilirler) olan hayvan sürüleri besleyen çadırda yaşayan ailelerle karşılaşıyoruz. Bizi ısrarla akşam çadırlarına davet ediyorlar, kuzu keseceklerini söylüyorlar ama bizim vakit problemi ve hedefe ulaşma zorunluluğumuz bu nazik davetlerini red etmek zorunda bırakıyor….Orta Asyaya tur yapacaksan zaman problemin olmayacak, tüm orta asyayı bedava yiyip içerek dolaşabilirsin…..

 photo DSC_0399_zps621585b8.jpg

Bu koyun da Zirve de nöbet tutan askerlerin yiyeceği…..
 photo DSC_0403_zpsc79f9663.jpg

Askerler kaldığımız otelden kontrol ettiler, birkaç yerle telsiz ile görüştüler ve bize 45dk kadar zaman kaybettirdiler, ama motorun üzerinde poz vermeyi de atlamadılar…. Düşecek altında kalmasın diye motorun arkasına geçip tutmak zorunda kaldım binerken ve inerken…..Fotograf çekmeyin diye uyardı ama ben yinede bir poz yakaladım…Zeki benim motora binmek bile istemiyorlar diye herseferinde çok bozuluyor,,,,,Yeni Teneresi tur öncesinde gelmiş olsaydı benimkine de bu kadar binmezlerdi belki…..
 photo DSC_0405_zps8814c6ba.jpg
 photo DSC_0406_zps5b6f8208.jpg

 photo DSC_0400_zpsba0718fe.jpg

Her defasından önce çoban köpekleri karşılıyor bizi. Motor üzerinde  çok korkutuyorlar bizi. Çadırda kalan ailenin çocukları bizim yanımıza kadar gelip güvenle geçmemize yardımcı oluyorlar….

 photo DSC_0408_zps6dbe4663.jpg
 photo DSC_0409_zps0f8afeb0.jpg
 photo DSC_0412_zps18779c90.jpg
Göle kavuşuyoruz ama benim top caseyi tutan 4 vidadan birinin fırladığını farkediyorum. Araziye dayanamamış. Zeki aynı dişe sahip bir vida çıkarıyor takıyoruz ve tam oluyor. İnanamıyorum Zeki’den böyle bir yedek vidanın çıkmasına, çok şaşırtıcı…..Vidaya çok güvenmiyorum birde yanımdaki ahtapot ile iyice sarıyorum taş gibi oluyor.

İki yol tercihinden birini kullanma kararı vermemiz gerekiyor. Daha önce gelenlerden Tsalka gölüne arazidan geçişin zor olduğunu ve artçılı hiç tercih edilmemesi gerektiğini söylemiş olsalar da bu durumu da arkadaşıma söylemiş olsamda yine de o yolu tercih etme konusunda ısrarcı davranıyor ve bende kabul ediyorum. Yol diye bir şey yok zaten.

Daha önce geçen araçların çim üzerinde bıraktığı izlerden devam etmeye çalışıyoruz, yol ayrımlarında (farklı netlikteki izlerde) birkaç kez geri dönüp diğerinden devam ediyoruz. Yumruk büyüklüğünde taşların olduğu  çok gevşek bir zeminde artık artçıları yürütmek zorunda kalıyoruz. Gerçi bizde motor üzerinde oturuyoruz ama ayaklar yerde yürür vaziyette. Bir taşın üzerinden diğerine binerken benim ön teker boşta kalıyor ve yatırıyorum motoru. Zeki önde ve oda cebelleşiyor yolla, neyse sesimizi duyuruyoruz geliyor ve kaldırıyoruz motoru. Yan çantalar koruma demirinden çok daha iyi iş görüyor, düşen motorda daha kolay kaldırılıyor….Yoldan gitmek yerine yol dışına çıkmaya karar veriyoruz ve öyle devam ediyoruz.
 photo DSC_0413_zps42209886.jpg

İşte hiçbirşeyin ortasındayız:-)  çiçek böcek molası veriyoruz….
 photo DSC_0414_zps49585e8a.jpg
 photo DSC_0415_zps8c8d5fc9.jpg
 photo DSC_0416_zps78b5ad97.jpg
 photo DSC_0418_zpsd92bbff0.jpg
 photo DSC_0419_zps00d19f00.jpg
 photo DSC_0421_zps6cc14683.jpg
 photo DSC_0423_zps69575125.jpg
 photo DSC_0428_zpsfc62ff30.jpg
 photo DSC_0431_zpsdb7fa0f3.jpg
 photo DSC_0432_zps7e19f2dc.jpg
 photo DSC_0434_zps98f18311.jpg
Sonunda bir köye kavuşuyoruz yarım Türkçe ve İngilizce bilen 13-15 yaşlarındaki bir kız ile sohbet ediyoruz. Kızcağız bizimle ingilizce konuşabilmek için sürekli gözümüzün içine bakıyor. Sayesinde çok güzel iletişim kuruyoruz. Ama arada Türkçe konuşmuyor değiliz. Yaşlı kadınlar zor da olsa anlıyorlar bizi bizde onları…..

Sonradan gelen yukarıdaki fotograftaki beyaz yazmalı kadın “Neden geldiniz bu köye?” diye soru yöneltince bizim Zeki muziplik olsun diye “Senin için geldik” demesiyle kadın hem utanıyor hemde kızıyor ve “Ne yapam ben seni, nemim erim var” diyor, biz yerlere yatıyoruz,,,,Zeki de yok yok şaka yaptım diyene kadar azarı işitiyor….
 photo DSC_0435_zpsfb9c90de.jpg
 photo DSC_0436_zpsf9234637.jpg

Köylülerin kahve ikramından sonra artık yol ama toprak ve bol çukurlu olarak devam ediyoruz. Göle kavuştuğumuzda asfaltada kavuşmuş oluyoruz. Bu yol bizi çok yoruyor ve Tiflis öncesi küçük bir uyku molası veriyoruz herkes kaybettiği  enerjisinin bir kısmını geri yüklüyor.

 photo DSC_0437_zps4027466a.jpg
TİFİLİS…
Tiflis’e akşamüzeri girebildik. Elimizde 1-2 hostel GPS rotası olduğundan çok emindik yer bulacağımıza fakat hostellerin eşlerle kalmaya çok uygun olmadığını gördük. Uygun fiyata otel bulabilmek için biraz zaman harcamak zorunda kaldık.
 photo DSC_0438_zpsd68b66b6.jpg

Kıyafetler ile fotoğraf çektirmek paraylaydı bizde bu yöntemi bulduk ama pek olmamış…ne cimrilik yapmışız yaw…
 photo DSC_0443_zps8070de90.jpg
 photo DSC_0444_zps9c517f0c.jpg

 photo DSC_0445_zps64085527.jpg

Sıcak havada motor kıyafetleri ile etrafta dolaşmak çok kolay olmuyor. Oda balı 70$ olan oteller vardı fakat biz bir Türk’e ait Otel Antalya’da oda başı 60$’a yer bulup çok fazla zaman kaybetmeden yerleşiyoruz. Her yıl geleneksel olarak gezilerimizde bir akşamı makarna partisine ayırıyoruz, bu iş için en uygun yerde burasıydı. Malzemelerimizi alıp otelin mutfağında hazırlayıp terasta da bol makarnalı ve salatalı bir akşam yemeği yiyoruz. Yediklerimizi hazmetmek için atıyoruz kendimizi sokağa. Teleferiği bulmak için bir sürü yol yürüyoruz ama pes ediyoruz. Elimizdeki bu kadar haritadan sonra bulamamamızı isteksizliğimize yoruyoruz. Geri dönüp şu büyük meydanlardan birinde dinlenelim diyoruz ama otele yakın bir yere geldiğimizde pilimizin tükendiğini fark ediyoruz. Günlük yapılan yol km olarak çok değildi fakat yorucuydu.

VLADİKAVKAZ…
Artık daha fazla bekleyemezdik Kafkaslara biran önce kavuşmalıydık. Rotamız direkt olarak Rusya’nın Vladikavkaz şehri. Kafkasların Gürcistan sınırlarında kalan Mestia, Uçkuli, Omalo, Shatili gibi bölgeleri mükemmel manzaralarla dolu fakat bunların hepsi de artçılı sürüş için hiçte uygun bölgeler değil. Dolayısı ile bu seferlik Kafkasların Rusya tarafını keşfetmeyi tercih ediyoruz.
 photo DSC_0449_zps5a6df4fe.jpg
Tiflis-Gudauri kayak bölgesine kadar olan yol çok düzgün ve Kafkasların klasik manzaralarını görebileceğiniz bir güzergah.

 photo DSC_0450_zpsc5596986.jpg

Gudauri bölgesinden itibaren yok stablize ve sürekli bir yol çalışması var. Bu geçitte bir sürü tünel var. Bir kısmı hala yapım aşamasında bir kısmı da onarımda. Geçidi bir ara 2-3 saatliğine kapatıklarında bizde en yakın tepelerden birine çıkıp hem dinlendik hem de muhteşem Kafkasları içimize sindirme fırsatı bulduk.

 photo DSC_0456_zps5fecaea5.jpg

 photo DSC_0458_zps97f4f364.jpg
 photo DSC_0463_zpse4fed37e.jpg
 photo DSC_0466_zps50841da2.jpg
 photo DSC_0467_zpsb8c2630c.jpg

Puro eşliğinde biradan sonra geri dönen kızların fotograflarını çekmek için önlerine atlıyorum, bizimkilerin “Ne yapıyor bu Ahmet yine” bakışları altında birkaç güzel poz yakalıyorum Kafkas Dağlarında,,,,,

 photo DSC_0472_zps1f1e5a17.jpg

 photo DSC_0479_zps8f8cde95.jpg

Gittikçe yaklaşıyoruz Kafkas zirvelerine…..Burası yol üzerindeki seyir bölgesi Gudauri….
 photo DSC_0481_zps4587256b.jpg
 photo DSC_0483_zpsc35cff24.jpg
 photo DSC_0485_zpsb6e077a1.jpg

Bu arada şunu belirtmeden geçemeyeceğim Gürcistan da inekler Hindistandakiler kadar kutsal galiba. Her yerde yollarda tünellerin içinde köprü üzerlerinde inek sürüleri var ve kaçmıyorlar. Bir köprü tamamen inek ağırına dönüşmüştü araçların geçebileceği tek şerit kalmıştı ve karşılıklı araçlar birbirlerine yol vererek tek şeritten ve hayvan pisliği üzerinden ilerlemek zorunda kalmıştık. En kötüsü de karanlık tünele girer girmez simsiyah ineklerin birden karşında belirmesi ki çok tehlikeli anlar atlatmadık değil.

 photo DSC_0491_zpsf18cafba.jpg
Yol çok kalabalıktı. Azarbeycan’dan Rusya’ya kara yolu ile tatil amaçlı gidenler de bu yolu kullanıyor. Konvoy halinde ilerliyoruz. Zirve sonrasında inişe geçiyoruz. Her yerden su akıyor. Yolların bir bölümü çamur içinde ve sürekli bir stablize yoldan ilerliyoruz. Yokuş aşağıya yüklü motoru kontrol etmek sürekli dur kalk yaparak çok zorlaşıyor. Sonunda asfalta kavuşuyoruz bir müddet kapıya kadar asfalttan ilerliyoruz.
Gürcistan’dan çıkmadan önce benzinlikte depoları fulleme gibi bir aptallık yapıyoruz. Bu bölgedeki en ucuz benzin Rusya’da litresi 1$’ın altında. (Daha sonrasında Rusya’yı da boş depo ile terk etmek iyice vahim bir durum oluyor). Sınır geçişinde çok zaman kaybediyoruz. Bize Rusça yazılı bir belge verip bir sürü sorulara cevap vermemizi istiyorlar. Oradan Rusça ve aynı zamanda Türkçe bilen biri buluyoruz ve doldurmaya çalışıyoruz. Daha sonra aklımız başımıza geliyor ve anlamadığımız bir evrakı nasıl doldurabiliriz bu yanlış olmalı diye itiraz ediyoruz ve bize İngilizce formlar geliyor. Aynı şeyleri bir daha dolduruyoruz. Sonunda Rusya’ya giriyoruz.
Vladikavkaz güzel ve büyük bir şehir. Gece tüm sokaklar ışıl ışıl. Yollardaki tranvay hatları binalar ışıklandırılmış. Bu sefer güzel bir otel buluyoruz. Aslında otel değil de akşam ve sabah kahvaltısı verilen lokantası çok hoştu. Otele bitişik bir binada bize tam olarak Rus mimarisini yaşattı. 5m yükseklikteki tavan geniş bir mekan (girişteki hole bir lokanta daha sığar). Garsonlar gayet hoş, müzik sesi çok kısık fon müziği gibi hiç rahatsız edici değil. Akşam yemeğimizi ve kahvaltımızı bu mekanda almaktan gayet mutlu oluyoruz.
 photo DSC_0496_zps5db2e4a5.jpg
 photo DSC_0498_zps7cdbf60c.jpg
Ertesi gün Vladikavkaz da eski bir camii ziyaretinde bulunuyoruz. Burası zamanında bobbalanmış ve üzerinde birtakım tartışmaların yaşandığı bir mekan. Bizi bekçisi karşılıyor ve Türkçe bilgi vermeye çalışıyor. Öyle bakmak olmaz 2 rekat namaz kılın diyor. Oruç tutmadığımızı da öğrenince dayanamıyor “Siz nasıl Müslümansınız namaz kılmaz oruç tutmaz…” diye içini döküyor amcam….ama yine de bize ayrılırken 2 şer litrelik pet şişede su veriyor yolda ihtiyacımız olur diye…..
 photo DSC_0505_zpsa99daa98.jpg
 photo DSC_0506_zps7e304513.jpg
Hava yağmur yağacak gibi, Vladikavkaz-Baksan arası idare diyoruz yağmurlukları giymiyoruz. Baksan kavşağından Elbruz yoluna girmeden yağmurluklarımızı kuşanıyoruz. Muhteşem bir manzara eşliğinde Kafkas dağları içlerine doğru yol alıyoruz. Havanın bu şekilde yağmurlu oluşu manzarayı tam olarak yakalamamızı güçleştiriyor fakat bulutların dağ zirvelerini birkaç saniyeliğine bir kapatıp bir açması da çok hoş görüntüler oluşturuyor. Hava iyice soğumaya başlıyor. Karlı tepeler artık çok daha yakınlarda. Terskol’a geldiğimizde daha önceden kodladığımız bir otelde duruyoruz. Bölgece birsürü otel var, birçoğu kapalı tabi sezon dışı olduğundan. Kayak sezonu değil ama dağcıların sezonu Temmuz ayı sonuçta. Yine her yerde trekking yapan daha tırmanış için hazırlanan bir sürü turist var. 7 Kıta 7 Zirve yapanlar Avrupanın bu en yüksek dağı Elbruz için buradalar. 1 haftalık bir alışma döneminden sonra tırmanışa geçiyorlar. Zirve için yanınızda malzeme getirmenize gerek yok bir sürü profesyonel her türlü malzeme kiralayan mağaza var.
 photo DSC_0508_zpsa204570b.jpg
Otelimizde kaloriferler çalışıyor, soyunup dökülüp biraz ısındıktan sonra Terskol merkezine yürüyüşe çıkıp ertesi gün 4200m ye kadar çıkacağımız teleferikler konusunda bilgi toplamaya çalışıyoruz. Yürüyüş çok keyifli, 360 derece manzara mükemmel. Kesinlikle buralara profesyonel bir fotoğraf makinesi ile gelmek gerekiyor.
 photo DSC_0509_zps37fd4fcf.jpg
Buradaki tüm marketlerde yerli halk çalışıyor ve hepsi ile istinasız Türkçe konuşabilirsiniz. Biraz doğal evde yapılmış yoğurt ve tatlı alışverişinden sonra otelimizi dönüyoruz. Otel fiyatı kişi başı 500 Ruble bu fiyatın içinde Akşam yemeği ve sabah kahvaltısı var.
 photo DSC_0512_zpsb62c5d31.jpg
ELBRUZ
 photo DSC_0513_zps3f905ff9.jpg
3 Farklı teleferik aktarmasından sonra base kamp olarak isimlendirilen yaklaşık 3700 küsür metrelere çıkıyoruz. Teleferik ile çıkış bile mükemmel duygular yaşatıyor bize. Her taraf kar ve buzul. 3. Teleferik çok eski ve sadece oturacağınız sandalye var ve emniyeti de metal bir çubuk elinizle açık kapayabiliyorsunuz. Kar yağışı altında en son bölümü alıyoruz. Hava iyice soğuyor ve tamamen karların içinde buluyoruz kendimizi.
 photo DSC_0515_zps0486d58f.jpg
Şu dağcıların yaşadıklarını çok az da olsa tatmak için sis bulutunun içinde tırmanışa geçiyoruz. 200m sonra arkamızı göremeyecek kadar sisin içine gömülüyoruz. Rakım arttıkça soluk alma hızımız artıyor ve her adım biraz daha güç olmaya başlıyor. Dağcılara ayıp olmasın onları demoralize etmemek için motosiklet kıyafeti ile ana kampa kadar tırmanmışlar demesinler diye vazgeçip geri dönüyoruz. Elbruz üzerinde ve 4000metredeyiz ama Elbruzu gerçek anlamda göremiyoruz. Her tarafı sis ile kaplı. Bu sefer böyle olsun bir daha ki sefere umarım daha net bir görüntü alabiliriz.
 photo DSC_0516_zps85a9a240.jpg
Teleferik ile iniş ayrı bir keyif. Lunaparkta insanı bundan daha iyi hissettiren bir salıncak yoktur herhalde.
 photo DSC_0517_zps91b5daf6.jpg
 photo DSC_0522_zpse1ea0507.jpg
 photo DSC_0524_zpsbfa52e49.jpg
 photo DSC_0525_zps9b6a04cb.jpg
 photo DSC_0539_zps8e7fdcba.jpg

Yukarıda ayrı bir dünya var sanki. Ana kamptaki yaşantıyı merak ettiğimizden bir tane konteyner a giriyoruz. Yalıtımı mükemmel yapılmış bir cafe burası. İçeride her türlü ülkeden insan var. Bir masaya kurulup dağcıların kurabiyelerinden otlanıyoruz. Bir miktarda şu hiç kokmayan yumurtalıekmeklerden götürüyoruz.

 photo DSC_0541_zps4de9a323.jpg

 photo DSC_0543_zpsc9d6105c.jpg
 photo DSC_0544_zps9f9653dd.jpg
 photo DSC_0546_zps2f785a12.jpg
 photo DSC_0548_zps320591ea.jpg
 photo DSC_0549_zps2218c601.jpg
 photo DSC_0550_zps27da8a62.jpg

Sonraki hedefimiz Dombay fakat Kafkaslarda kestirme yol yok. Aynı yolu geri çıkıp tekrar Kafkas içlerine Gürcistan sınırına doğru girmemiz gerekiyor. Bu da çıkış için 100 ve giriş içinde 100 olmak üzere toplamda en az 200km yapmak demek. Yolumuz üzerinde bir tepeye konuşlanmış küçük çaplı bir kayak otelinde (Bungolow) gecelemeyi düşünüyoruz. Burası Marapa Bungolow ları. Her şey jeneratöre bağlı. Gece 21:00-03:00 arası jeneratör çalıştığında hem kaloriferiniz hem de elektriğiniz aktif oluyor. Ne yiyecek nede içecek bulabiliyorsunuz.

 photo DSC_0551_zps6a8f8aa3.jpg photo DSC_0552_zps752a3f0d.jpg
 photo DSC_0554_zps896836e0.jpg

Burayı işleten iki kişi bir karavanda yaşıyor. Türkçe anlıyorlar ama anlaşmak çok zor. Adları Edik ve Andre. Bizi karavanlarına davet ediyorlar. Bir tencere kuyruk yağı pişirip bize ikram ediyorlar. Yemek mümkün değil. Zekilerin Bungalovunda çıkınımızda ne varsa onları ortaya döküp yumuluyoruz.

 photo DSC_0555_zpscac2abab.jpg

Bungalow evler gayet geniş ve rahat. Tuvalet ve banyosu içinde. Tepe bir noktada olduğundan 360 derece manzara var.
 photo DSC_0556_zpse67459fe.jpg

 photo DSC_0557_zps5d4fe582.jpg

Bizle birlikte kampa gelen 7-8 ilkokul öğrencisi Kazak karate antrenörü ve 2 Rus yardımcı ile birlikte kalıyorlar. Yarı İngilizce yarı beden dili keyifli sohbet etmeye çalışıyoruz.
 photo DSC_0559_zpsb293a480.jpg

Avrupanın en yüksek dağı olan Elbruz’u görüyor. Uzaktan bile insanın tüylerini kaldırıyor. Hava ve manzara mükemmel daha ne olsun.

 photo DSC_0565_zpsaba32423.jpg

DOMBAY
Sabah erken yola çıkıyoruz çünkü kaldığımız yerde yemek adına hiçbirşey yok. Yolumuz üzerindeki en büyük yerleşim olan Karaçay’da kahvaltı yapacağımız yer bakıyoruz. Yola sıfır yanyana sıralanmış market gibi görünen ama çiğbörek yiyebileceğimiz bir yer buluyoruz. Yine Türkçe konuşuyoruz. Sağolsun teyzecim bize dışarda bir masa ayarlıyor  komşu market sahipleri de yardımcı oluyor teyzeye. Teyzecim bizi akraba olarak görüp yolcusununuz karnınızı doyurmadan kalkmak yok diyor ve hem yumurta hem de çiğbörek pişiriyor. Bir de kendi yaptığı yoğurdu çıkarınca mükemmel bir kahvaltı oluyor bizim için. Sonrasında ise para almak istemiyor. Burası Dombay dönüşü kavşağı olduğundan ertesi günde aynı yerden geçmek durumundayız ve kesinlikle kahvaltıyı burada almaya karar veriyoruz. Kahvaltı sonrası teyze para almak istemiyor zorla veriyoruz ama yine de hesaba birkaç şeyi yazmıyor benim ikramım diyor.
 photo DSC_0566_zps83f64f3d.jpg
Kahvaltı için tek katlı yanyana birsürü bakkal, cafe karışımı bir yerde duruyoruz..Birini tercih ediyoruz.
 photo DSC_0567_zps49339682.jpg
 photo DSC_0568_zpscefbc7c1.jpg photo DSC_0569_zps26dee563.jpg

Teyzecim bizi öyle ağırlıyor ki doyana kadar yediriyor, Sanki müşteri değiliz de misafirliğe evine gelmiş gibiyiz, yoğurt istiyoruz bidonun geri kalanını yanımıza veriyor, birer börek istiyoruz, birer de benden diyor, ikram ediyor….O anda taze taze börekleri pişirip getiriyor….Oradan doyarak ayrılmamız onu çok mutlu ediyor…..Yarın sabah dönüşte kesin yine buradayız…..
 photo DSC_0570_zps26beb68c.jpg

Dombay yoluna döner dönmez muhteşem manzara festivali başlıyor ve tadını giderek arttırıyor. Yol kalitesi mükemmel. Yolda bazı yerlerde genişletme  çalışması var ama trafiğe engel değil. Burası kış turizmin yapıldığı en güzel kayak merkezlerinden biri.

Dombay dağların ortasında çukura yerleştirilmiş bir bölge. Etrafı dim dik  karla kaplı dağlarla çevrili ve her taraftan büyük gürültü ile akan nehirler var. Adım başı otel var. Burası yazın bile çok kalabalık. Sıcaklık mükemmel. Keşke tüm yaz turlarımız bu şekilde hep yüksek rakımlarda olsa.
 photo DSC_0572_zpsc48a839a.jpg

Merkezin tam bitimine doğru bir otel önünde 3-5 motor fark edip ileriden dönüyoruz.
Yanlarına geldiğimizde onlarında bizi fark ettiklerini ve bizi çevirmek için motora binme hazırlığında olduğunu görüyoruz. Türk arkadaşlar Oteli tavsiye diyorlar ve bizde hiç zaman kaybetmeden odalara yerleşiyoruz. Bu gezide kaldığımız en lüks oda, aslında oda değil süit daire diyelim….70$ oda başı veriyoruz ama banyosu zaten bir oda kadar. Banyoda jakuzili, masajlı bir duş yeri var. Elbise dolapları ile oda tamamen ayrılmış. Çatı katı penceresinden ve balkondan görülen manzara inanılmaz. Pencereden baktığınızda sanki biri dışarıdan cama kartpostal yapıştırmış gibi.

 photo DSC_0573_zpsc5e3bd2a.jpg photo DSC_0574_zps7d58cd6e.jpg

Soyunup dökülüp hemen teleferiklere koşuyoruz. Burada da 3 farklı teleferik ile zirveye çıkıyoruz.  İki adet teleferik hattı var yeni olanı kullanıyoruz. Teleferik için ödediğimiz paralar hiç rahatsız etmiyor bizi. Bu eğlenceyi bu fiyata hiçbir yerde alamazsınız. İlk iki teledefik kapalı camlı 3. Teleferik ise açık 6 kişilik koltuklu.  Yukarı çıkarken manzara harika dönüp dönüp arkaya bakıyoruz birbirimizi uyarıyoruz bakmayın orayı dönüşte göreceğiz zaten….Nereye bakarsan bak mükemmel. Yamaç paraşütü ile dolaşıyor hissi veriyor insana. En sonuncu teleferik ile tırmanış ise bambaşka. En tepe noktaya ulaşıyoruz. Her tarafta şelale, buzul ve kar var. Herkesin yüzü sürekli gülüyor. Nasıl bir yer burası? Batı taraftaki zirvelerin hemen arkası Gürcistan, Abhazya bölgesi.
 photo DSC_0575_zps1b41e4d7.jpg
 photo DSC_0576_zps0e61f4f9.jpg
 photo DSC_0577_zps6f2c4f81.jpg
 photo DSC_0578_zpse907e8df.jpg

 photo DSC_0580_zpsd35645c7.jpg
Fotograf çekmek paraylan……… Arkadaş “Yak” ve sahibi ….. photo DSC_0581_zpsf6b74e93.jpg

 photo DSC_0582_zpsa5a0ec23.jpg
 photo DSC_0584_zps50ae15b4.jpg
 photo DSC_0588_zps3dba6bde.jpg
 photo DSC_0591_zpscf73255f.jpg
 photo DSC_0593_zpsc989e5f7.jpg
 photo DSC_0595_zps53cdebc9.jpg

Herkesin ağzı kulaklarında….Zeki en son teleferikten iner inmez ben karşı zirveye çıkıcam deyip fırladı Nimette arkasından, ben ise eşimi yalnız bırakmayayım dedim ama çok sabredemedim bende fırladım…..360 derecelik bir manzara ve biz tam ortasındayız, nereye baksan kar buzul şelale v.s…..
 photo DSC_0601_zpsa54a552e.jpg
 photo DSC_0606_zps7e530417.jpg
 photo DSC_0608_zps298475db.jpg
 photo DSC_0609_zps622304e6.jpg
 photo DSC_0610_zps0cf9be3d.jpg
 photo DSC_0618_zps407b6303.jpg

En iyi şaşlık (Et mangal) yiyebileceğimiz yerin burası olduğunu etraftaki şaşlık hazırlıklarından anlıyoruz. Akşamüzeri tüm lokantalar mangal hazırlığında her bir et parçası avuç büyüklüğünde. Kaldığımız otelin lokantasında (farklı kişiler tarafından işletiliyormuş)  yediklerimiz bizi pek kesmiyor biraz da fiyatlı…Gezerken bir başka lokantada daha ucuza ve daha az yağlı büyük parçalı şaşlık alıyoruz. Etrafta bir sürü tezgah ve yöresel kıyafetler postlar falan satılıyor. Gözlerimiz hep postlarda. Zirvede gördüğümüz YAK hayvan postları bile var….Bir tane ev için bir de motor selesi için alıyorum. Postlar çok kaliteli, bölge soğuk olduğundan tüyler çok daha uzun….
MAYKOP
Dombaydan sonraki rotada en yakın Karadeniz kıyısına ulaşım Maykop üzerinden bir liman kenti olan Tuapse. Sabah kalkıp kahvaltıyı yolumuz üzerinde olan Karaçay’da yine aynı teyzemizin yerinde yapacağımızı planlayarak yola çıkıyoruz. Yolda gayet makul bir hızda etraftaki manzaralara baka baka ilerlerken önümüze sağ taraftan çalılıkların arasından zıplaya zıplaya atlayan bir buzağı fark ediyorum. Çalılıklar arasından fırlaması ile yolun tam ortasına düşmesi bir oluyor. Frene abanıyorum arkamdaki eşimi bir an yanımda hissediyorum göz göze geliyoruz sankiJ)) Buzağı çapraz pozisyonda kıçı bize dönük olarak durduğu pozisyonda birazda motoru frenle birlikte sola kırıyorum ve evet kıçı kurtardık artık buzağının baş tarafından çarpıyorum dediğim anda buzağı başını diğer tarafa çevirmesi ile sıyırıp geçiyorum ama nasıl oldu da çarpmadık diye birbirimize bakıyoruz. Gürcistan ve Rusya da ineklere çok dikkat etmek gerekiyor.
Kahvaltısından çok keyif aldığımız teyzemizin dükkanı önüne geliyoruz ama maalesef kapalı. Pazar günü olduğundan birçok yer kapalıymış….Ama aynı misafirperverliği diğer bir teyze gösteriyor bize ve bizi doyurana kadar yediriyor. O sırada dükkana karpuz getiren eşi bize bir büyük karpuz kesiyor ve bunların hiçbiri için para talep etmiyor. Biz yine ze zorla da olsa bir miktar ödeme yapabiliyoruz.
 photo DSC_0619_zpse9582e9c.jpg
Maykop gayet düzenli geniş caddeleri olan büyük bir yerleşim yeri. Pahalıda olsa bir otel bulabiliyoruz. Eskişehir deki yapay plaja benzer ama daha büyük bir suni havuz oluşturulmuş. Suyu Reka Belaya nehrinden alınmış. Parktan görür görmez dayanamadık ve suya daldık. Su gayet temiz ve sürekli nehirden gelen su ile yenileniyor. Biraz sonra yağmur yağmaya başladı ama su harikaydı. Yağmurda da suyun keyfi bir kat daha arttı.
 photo DSC_0620_zps7a6a225f.jpg
 photo DSC_0625_zps11d73eb4.jpg
GELİNCİK-ANAPA
Maykop-Tuapse arasındaki yol dar ve zemini bozuktu. Ayrıca yolda çalışma olması hızımızı çok düşürdü ve biraz da toza boğulduk. Yolda kamyoncuların tercih ettiği mangal et yapan bir yerde durduk. En güzel şaşlığı da burada yedik diyebilirim. Tuapse Liman şehri olduğundan ilgimizi çok fazla çekmedi ve Karadeniz kıyısından yolumuza Anapa’ya doğru devam ettik. Yol çok dar ve tırlarla dolu. Motorlu olduğumuzdan bir şekilde aralardan yada yokuşlarda daha hızlı davranarak sollama yapabildik. Rusya’nın Karadeniz’e ülkeye kıyasla çok küçük bir sahil şeridi olduğundan bütün sahil turistik plajlarla ve otellerle dolu. Yol dar ve çok kalabalık. Rakımıda sıfırladığımızdan terliyoruz artık ve Kafkas dağlarının 3-4 bin rakımdaki buz gibi havasını özlüyoruz.
 photo DSC_0634_zps47d78f91.jpg
 photo DSC_0635_zps3673cf11.jpg
 photo DSC_0636_zps1babeb58.jpg
 photo DSC_0637_zps5cb81340.jpg
 photo DSC_0639_zpsf3758571.jpg

Kendin pişir kendin ye……
 photo DSC_0640_zps89f3d5c2.jpg

 photo DSC_0643_zpsc3076050.jpg

Gelincik koyunda hem yemek hem de kalabilmek için duruyoruz ama sahile-merkeze yakın  oteller çok pahalı ve yer de yok. Gelincik çok kalabalık ve hareketli. Geniş bir meydan ile sahil iç içe. Herkes sokakta sanki. Her yerde bir etkinlik ve aktivite var. Otel bulamadığımızdan denize de giremiyoruz. Bizde Özbek yemeklerini tatmak ve birazda dinlenmek için bir Özbek lokantasına kuruluyoruz. Özbek pilavı ve güveç tencere ile servis edilen et yemeği harikaydı. Biz yemek yerken polislerin de motorlarımızın etrafında döndüğünü fark ediyoruz. Motorlar araç parkının bitimindeki kukaların hemen sonrasına meydan girişine çok ta fark edilmeyecek şekilde park edilmişlerdi. Polisler buraya parkın yasak olduğunu söylediklerinde bizde hemen yanındaki plakasız iki Rus scooterini gösterdiğimizde ruhsat ve kimliklerimizi vermek zorunda kalıyorlar.
 photo DSC_0644_zps24497ac5.jpg
 photo DSC_0647_zpsee9df70b.jpg
Hava kararmadan yola çıkmaya ve bir sonraki şehir olan Anapa’da gecelemeye karar veriyoruz. Yolum büyük bir bölümü karanlıkta ama daha sakin geçiyor.
 photo DSC_0654_zpsd3b069dc.jpg
 photo DSC_0655_zpsac1ed40e.jpg
 photo DSC_0662_zps8a71671b.jpg
 photo DSC_0664_zpscb16a5b5.jpg
 photo DSC_0668_zps13f17fcd.jpg
Karanlık ta Anapa girişine geldiğimizde bir scooter li peşimize takılıyor, bermuda pantolonlu, sis gözlükleri olan kask mask hak getire 45-50 yaşlarında biri. Öyle böyle değil sürekli arkamızda ters sinyal verip girer gibi yapıp girmiyorum atlattım diyorum ama nafile herif dönüyor tekrar geri geliyor. Motoru da çok iyi kullanıyor bisiklet gibi. Sonunda pes ediyor ve duruyoruz. İstemeye istemeye tokalaşıyoruz motorun üzerinden kaskları bile çıkartmıyoruz ki biraz önce uzaklaşabilelim diye. Herif Türkçe konuşmaya başlıyor, Kırım tatarıymış biraz bozuk tabi Türkçe. Ama bizi çok iyi anlıyor. Israrla bizim eve gelin diyor ama bizim hanımlar kaskın içinden kaç göz işareti ile “kesinlikle olmaz” ifadesindeler….Kalacak yeriniz var mı diye soruyor, bizde var diyoruz ama yalan daha otel bulamadık henüz…Benim evde kalın diyor, biz çok kalabalığız olmaz diyoruz o ısrarla yerim var sorun yok diyor sizi yatırabilirim diyor. Ne bilelim herifin malikanesi olduğunu. “Sana motorunu söyle senin kim olduğunu söyleyeyim” lafı yalan harbi yalan. Mecbur kalıyoruz ve hadi bir çayını içelim sonra gideriz sözünü alıyoruz ve takılıyoruz peşine. Merkezi bir yerde koca bir bahçeli Villanın önünde duruyoruz.
 photo DSC_0671_zpsdb1e5822.jpg

 photo DSC_0673_zps61f8eadb.jpg

 photo DSC_0674_zpsd1b7cde4.jpg

Kapıda bir Rubicon, Bir Land Rover ve o an orada olmayan birde Land Crouser 4X4 leri var. Neden 3 tane diye sorduk cevap: Araziye çıkarken karı koca ayrı araçlara biniyormuş, peki diğer Landrover niçin dedik, onunla da Pazar alışverişine çıkıyormuş….Bahçeye girdik, 3 tane küçük motor bir tane de F650GS var. Bahçede asmanın altında oturduk. Enver abi hiç yerinde oturmadı sürekli bir hizmet modunda. Hanımlar evi ve hizmeti görünce kararlarını değiştirdiler. Bizde sırf geyiğine hanımlara artık geç oldu gidelim mi şeklinde sessizce soruyoruz bu sefer kaş göz oynatarak hayır hayır kalalım diyorlar.
 photo DSC_0678_zps2aabb168.jpg

 photo DSC_0680_zps0790bab6.jpg

 photo DSC_0684_zpsa6b09fdc.jpg

 photo DSC_0690_zps95eef347.jpg

Süper bir akşam geçiriyoruz. Hanımlar evde bizde garaj üzerindeki jakuzili, saunalı, klimalı misafir dairesinde kalıyoruz.
KERÇ
Ertesi gün oruç tutmasına rağmen Enver abi bizi saatlerce Anapa merkezinde çarşısında ve sahilinde gezdirdi. Bir sürü yedirdi içirdi, hediyeler aldı. Bu misafirperverliğin altından nasıl kalkacaktık. Dost olmuştuk artık. Bizde kendisini Türkiye’ye davet ettik. Onun da Türkeye’yi içeren bir gezi planı varmış 1 ay sonra oda Rus Eşi Svetlana ile birlikte Türkiye’ye geldi benzer bir ağırlama ile karşıladık çok memnun oldu.
 photo DSC_0707_zps1426ea92.jpg
 photo DSC_0709_zpse55e20c3.jpg
Ukrayna ya geçeceğimiz Kerç kapısı Anapa’ya çok yakın. Rusya’da benzin diğer komşularına oranla çok ucuz olduğundan görüm benzin istasyonunda yola devam ediyorum ama bir tane bile denk gelmedi geç kalmıştım bakınmakta. Sonuçta Rusya ya dolu depo ile girmiş boş depo ile çıkmıştım.  
Anapa sonrası çok rüzgar alarak yola devam ettik. Boğaza yakın her iki tarafımızda deniz olduğundan ve yüksek bir dağ olmayışındadır sürekli dövüldük rüzgar tarafından. Sınır geçişi öncesi kontrolde bize Rus polisleri Sigorta ve uluslararası ehliyet sordular yarım yamalak İngilizceleri ile. Biraz aptala yatarak ehliyeti gösterdim, sigorta içinde girişte istemediler dedim ve öylece geçtik. Ukrayna girişin de de bir şey talep etmediler. Gemi ile geçiş gayet keyifli ve rahattı. Gümrük işlemleri her iki tarafta da çok sıkıntılı değildi. Eşlerimiz ayrı kapıdan araçsız yolcu bölümünden ilerlediler sürekli….
Gümrük sonrasında yine rüzgar yiyerek Feodosiya da mola verdik. Burası Türkiyenin Akdeniz-Ege sahilleri gibi. Sahiller turistik ve kalabalık. Artık yavaş yavaş dönüş için kararlar almamız gerekiyordu. Gemi ile dönüş mü yoksa Moldava üzerinden (100 er Euro vize ile) mi, yoksa Modova ya girmeden Romanya’ya girip mi gitmeliydik. Vaktimizde çok kalmamıştı dolanarak gitmek için pek vaktimiz kalmamıştı. Gemi ile dönmek en mantıklısı diye düşündük ve gemi tarihlerinin esnekliği ve kalkış zamanlarının net olmaması nedeniyle ertesi gün direkt olarak Yevpatoriya limanına gitmeye karar verdik. Bu sayede birkaç gün daha düşük tempolu ve dinlenme amaçlı vakit geçirebilecektik.
Geceyi güzel bir pansiyonda geçiriyoruz, akşam yemeğini yer bulamadığımız çok daha lüks bir otelde  alıyoruz. Eşimin yemek fiyatı sudan daha ucuz hesap geliyor. Meğer suyu EVİAN marka getirmişler….
YEVPATORİYA
Sabah kahvaltımızı küçük bir börekçide çiğ börek yiyerek yapıyoruz. Bu böreği o anda hemen taze olarak pişiriyorlar ve çok lezzetli oluyor. 
Simferopol üzerinden direkt olarak Yevpatoriya ya ulaşıyoruz. Limana giden yol çok dar, koca Türk tırları bu ara sokaklardan nasıl geçiyorlar hayret ediyoruz. Sonunda limana ulaşıyoruz ve genelde her gün akşam mutlaka bir gemi olduğunu öğreniyoruz. Burası en yoğun limanmış. Ulusoy, Cenk Grup ve Unrustrans (Rus) asında sadece 3 firma var direkt olarak Zonguldak’a taşımacılık yapan. Bizden motorlar ve sürücüler için motor başına 350 Dolar, sadece yolcuların her biri için ise 400 Dolar talep ettiler. Bizde B planına geçtik, hemen oradan internet üzerinden Simferepol hava limanından İstanbul’a 2 gün sonrasına 150 Dolara eşlerimizin uçak biletini aldık ve gece kalacak yer bulmak için tekrar şehir merkezine döndük. Burası tatil şehri aynı zamanda. Her yerde tek katlı pansiyonlar ve moteller var. Birini bulup yerleştik ve hava kararmadan denize indik. Uzun süreden sonra ilk kez Karadeniz’de yüzmüş olduk. Burası tam anlamıyla yerli turistler için bir tatil merkezi. Her yerde gösteri, eğlence, alışveriş ve yeme içme yerleri var. Birine oturup kırmızı et ve balık yiyoruz. Gözünüzün önünde açıkta 2 dk da pişiriyorlar.

 photo DSC_0724_zps506d31b0.jpg

ALUSHTA
Sabah kalkıp hızlı bir plan yapıp Sivastopol da kalmaya karar veriyoruz. Fakat Sivastopol da oteller çok pahalı ve yer bulamadığımızdan tüm sahil şeridini dolaşıp Yalta üzerinden Alushta da kalmaya karar veriyoruz.
 photo DSC_0716_zps0aaaab7e.jpg

Ama önce çiğ börek için Sivastopol da mola veriyoruz. İki şirin tatar kızın servis yaptığı bir kafede çok güzel kahvaltımızı yapıyoruz. Feride çok tatlı bir kız….Bize iyi bakıyor tabi Zekiye daha iyi bakıyor….:-)))

 photo DSC_0717_zps1bbcd621.jpg

 photo DSC_0714_zps8eebe700.jpg

Sonraki durak Yalta. Yol mükemmel, Kırım yarımadasında mutlaka bu sahil yolundan geçmeli. Özellikle tam anlamıyla süper bir motosiklet yolu. Yol boyunca yüksek rakımdan seyehat ediyorsunuz ve koylara tepeden bakıyorsunuz.  Yalta’da bir kafede mola veriyoruz bu arada ben bir iki pansiyon bakıyorum ama hanımlar burayı pek beğenmiyorlar çünkü o anda internette Yalta ile yazan ilk cümlelerden biri otel lobisinde 100 Dolara güzel bir kızla geceyi geçirebilirsiniz bilgisiydi.  Tam dinlenemeden yola devam ediyoruz.
 photo DSC_0720_zpse5253277.jpg

 photo DSC_0721_zpsddc3f66a.jpg

 photo DSC_0722_zpsa1b45980.jpg

Alushta ya girdiğimizde çok fazla otel ve pansiyon olmasına rağmen yer bulmakta zorluk çekiyoruz çünkü hiçbir yerde tabela yok. Oteli yol kenarında bekleyen kişiler komisyon karşılığı buluyor size. Sonuçta sahil yolunda bir yerde park ediyoruz ve bir müddet sonra orasının pansiyon olduğunu öğreniyoruz. Burası çok hoş. Akşam dışarda yürümekten çok keyif alıyoruz, birkaç farklı yerde farklı şeyler tadıyoruz. Gece eğlencesi de var sabaha kadar insanlar sokakta fakat biz çok yorgun olduğumuzdan pek fazla gece hayatı içine giremiyoruz. Çarşı pazarda her yerde Türkçe bilen biri bulabiliyorsunuz. Burada çok fazla tatar var.
 photo DSC_0731_zps74e0f9cd.jpg
SİMFEROPOL-YEVPATORİYA-ZONGULDAK
Eşlerimizi Uçağa yetiştirebilmek için erken yola çıkıyoruz. Yol üzerinde bir alışveriş merkezine uğrayıp hazırlıksız olduğumuz seyahat çantası eksikliğini gidermeye çalışıyoruz.
 photo DSC_0733_zpsbf817333.jpg
Bir önceki gezimizde önceden planlı olduğundan eşlerimizin eşyalarını önceden hazırladığım 3 adet un çuvalına koymuştuk son derece pratik olmuştuJ)….Hava limanı Yevpatoriya yolu üzerinde olduğundan bizim içinde ulaşılması çok kolaydı. Eşlerimizi hava limanı girişinde tamamen sivilleştirip pasaport kontrolünden uğurladıktan sonra gemi geçişi için hazırlıklara başlamak üzere Yevpatoriya’ya ilerliyoruz.

Akşama kalkacak bir geminin olduğunu öğreniyoruz ve bizi aramaları için telefonumuzu bırakıyoruz. Gemiye önce Tırlar alınıyor sonlara doğru kalan ölü bölgeye denk geldiğinde motorları yüklüyorlar. Gümrük işlemleri için biraz erken giriyoruz limana. Sağ olsun Türk tır şoförleri sürekli yardımcı oluyorlar. Çok fazlada karmaşık prosedür yok zaten birde artık gişedekiler Türkçe bile öğrenmişler.

Yükleme Öncesi karnımızı doyurmak için halkın tercih ettiği bir tür tandır böreği yiyoruz….Ben iki ama Zeki 6 falan yiyor…
 photo DSC_0734_zpsa2d791c0.jpg
 photo DSC_0735_zps4476a829.jpg
Uzun süren yükleme işleminden sonra seyir halinde araçların başına gidilemeyeceğinden gerekli olan tüm eşyalarımızı alıyoruz ve bize gösterilen kamaraya yerleşiyoruz. Bu hatta çalışan Türk gemilerinin Rus gemilerine göre daha düzensiz ve daha az hijyenik olduğunu Rus gemilerinin ise yıldızlı oteller gibi lüks olduğunu söylüyor tır şoförleri. Bize bu sefer Türk gemisi denk gelmişti. Gemide 3 öğün yeme içme bedava. Teras mükemmel. Yolculuğun büyük bir bölümünü terasta aldığımız bilimum alkolleri tüketerek geçirdik. Tır şoförleri de çok kafa adamlar birsürü makara kakara çevirdik, birçoğu ile kanka olduk…..
 photo DSC_0736_zpsaeb0169f.jpg
 photo DSC_0737_zpsae8d88b7.jpg
 photo DSC_0738_zpse3762391.jpg
Yaklaşık 20 saat süren gemi yolculuğundan sonra ertesi gün Zonguldak limanına giriyoruz. Ama buradan çok kolay çıkamıyoruz. Bizi İnterpol servisine soruyorlar, Ramazan dolayısı ile iftara yakın herkes kaçmak istiyoruz, sistemler kilitleniyor. Motorları orada bırakıp Zekinin eve gidiyoruz. İki saat sonra haber geliyor motorlarınızı alabilirsiniz diye. Ben çok rahat çıkıyorum gümrükten ama Zekinin çantalarına gümrükçü bakmadığından çıkaramıyoruz motoru. Nasıl olsa Zonguldak’ta kalıyorum diyerek ertesi gün almak üzere tekrar ayrılıyoruz gümrükten. Kendi ülkene giriş yapamamak kadar can sıkıcı bir şey yoktur bu seyahatlerde. Aynı durum Kapıkule içinde geçerlidir. Çıkar 10 ülke dolaşır gelirsiniz ama kapıkuleden içeriye 5-6 noktaya uğramadan giremezsiniz……Bu da bizim kaderimiz…..
 photo DSC_0741_zps9d540108.jpg
Sonuçta çok harika bir turu yine kazasız olarak atlatmıştık. Tahminimizden çok daha keyifli bir yolculuk olmuştu. Kafkaslara kesinlikle birkaç kez daha gidilebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir